ASURLULAR VE SÜMERLER

ASURLULAR
Asurluları Kaldeliler doğurmuştur. Bunlar muharebeler ve muhaceretler esnasında kuzeye çıkan bir kısım Samiler ile Kuşluların ve Hazar tarafından gelen bazı kabilelerin teşkil ettikleri bir halktır. Bu halk Dicle havzasının dağlık sahalarında ayrı ayrı bir takım şehirler bina ettiler ve oralarda milattan 2500 sene kadar önce küçük küçük bir takım hükümetler kurdular. En mühim site Asur şehri idi. Tarihteki Asurlular namı da bundan gelir. Kalah, Ninova gibi diğer şöhret bulan siteler de yaptılar.

Asurlular medeniyetçe, Anadolu komşuları Hititlerden (Etilerden) ve güney komşuları Sümer-Akadlardan çok zamanlar aşağı derecede kaldılar. Komşuları muhtelif sebeplerle zafa düçar olduktan sonradır ki Asurlular kendilerini göstermeye başladılar. Milattan önce 1300 senelerine doğru üstünlük Babil’den Asurlulara geçti. Kalde ile Asur memleketleri kamilen Asur Kralı I. Salmanasar idaresinde birleşti. I. Tiglat-Pileser (m.ö. 1100), fütuhatını batıda Filistin’e ve Akdeniz’e kadar ilerletti. 42 kavmi mağlup ettiğini bizzat övünçle nakleder. Bundan sonra bir bozulma (tereddi) devri geçer. Bu devrin temsilcisi Sardanapal’dır. Daha sonra tekrar III. Salmanasar (m.ö. 850) ve III. Tiglat-Pileser (m.ö. 745) gibi kahraman krallar, Suriye’yi tekrar fetih ve Yahudiler ile Fenikelilere hakimiyetlerini teşmil ettiler. Bu tarihte idi, Asur yerine Kalah devletin başkenti oldu. Asurluların en parlak sülalesi meşhur Sargonlar’dır. Bu sülaleyi teşkil eden (m.ö. 722) II. Sargon, sefih krallardan birinin başkumandanı idi. Sargon ufak tefek kabilelerle değil, büyük devletlerle çekinmeden çarpıştı. Çetin bir askerdi. Babil’i iki defa zapt ve Babil Kralı Merodak-Baladan’ı mağlup ve firara mecbur etti. Müttefik Suriyeliler ile Mısırlıları mağlup, Yahudi krallığını tahrip eyledi. Kıbrıs’ı haraca bağladı. Bu fatih aynı zamanda ilim ve sanatın koruyucusu oldu. Ninova kütüphanesini o yarattı. Başkent yapılan Ninova yanında muazzam Hursabad (Khorsabad) sarayını inşa ettirdi. Asur kuvveti Asurbanipal ile kemal derecesine erdi. Mısır’a girdi, Teb güneyine kadar gidildi. Karadeniz’den Nil’e ve Basra (Acem) Körfezi’ne kadar bütün devletler Asurbanipal’a tabi oldular. Birkaç sene sonra bu azametli devlet, Medlerin Kralı Kiyaksar’ın darbeleri altında eridi (m.ö. 612). Asur devleti enkazından Med İmparatorluğu çıktı ve Medlerle müttefikan hareket eden Babilliler ikinci defa Babil krallığını kurdular; Suriye’de, Mısır’da büyük istilalar yaptılar. Anadolu’da Lidyalıların krallarını mağlup etmek için Medlere yardım ettiler. Babil Kralı Nabukodonosor, Babil’i tamir ve ihya eyledi. Babillilerin son hükümdarı Belşazzar (Baltazar) oldu. Pers Kralı Kuruş (Keyhüsrev) (m.ö. 539) da onu mağlup etti ve ahalinin alkışları arasında Babil memleketlerine girdi. Babil krallarından Buhtunnasr’ın (m.ö. 600) Babil’e esir olarak getirdiği Yahudileri serbest bıraktı.

  1. SÜMER MEDENİYETİ
    Bugüne kadar vaki olan keşfiyattan beşerin ilk medeniyetlerinden biri olduğu anlaşılan Sümer medeniyetinin, uzun müddet Ön Asya’da umumî bir medeniyet olduğu, bilhassa Akad ve Elamların tamamen bu medeniyet tesiri altında kaldıkları ve yüksek bir seviyeye erdikleri sabit olmuştur.
    HAYVANCILIK VE ZİRAAT
    Sümerler bazı hayvanları ehilleştirip onlardan istifade etmekte ilerlemişlerdi. Koyun, keçi ve domuz besliyorlardı. Bunların yünlerinden faydalanarak dokuma dokuyorlardı. Evlerinde dokuma tezgahları olduğu gibi müteaddit tezgahlı dokuma imalathaneleri de vardı. Ziraatte ilerlemişlerdi. Sapan, düven gibi bugün bile kullanılan muhtelif ziraat aletlerine maliktiler. Suni vasıtalarla (kanallarla) tarlaları sulayarak hububat yetiştiriyorlardı. Vasi arazide, bilhassa nehir kenarlarında müşterek teşebbüslerle kanallar açılır ve ilmi denecek usullerle nehir kontrol edilir, irva ve iska (sulama) ameliyatları yapılırdı. Sümer’in refahı ziraat ve ticarete istinat ediyordu. Hemen kamilen ziraat esası üzerine tanzim edilmiş olan memleketin bir kısmı hükümdara, diğer bir kısmı da fertlere ait çiftliklere ayrılmıştı. Bakır ve altın madenlerini istimal ediyorlardı. Maden dökümü işlerini ve madenlerden halita (alaşım) yapmayı biliyorlardı. Alelade kullandıkları aletler Mısırlıların hatta tarihi devirlerinde kullandıklarından çok daha mükemmeldi. İbtida bakırı, sonraları altını ziynet eşyası olarak kullandılar. Kadınların inci ve kıymetli taşlardan gerdanlıkları vardı. Mezopotamya’da taş bulunmadığından binalar için başka bir madde istimali icap ediyordu. Sümerler yapılarını güneşte kurutulmuş kerpiç tuğladan yaptılar. Tuğladan yapılmış büyük binaları, abideleri vardı. Mesela Kiş’te meydana çıkarılan tuğla saray geniş bir sahayı kaplamaktadır. Bu sarayda ve diğer mahallerde tuğladan muazzam sütunlar bulunmuştur. Duvar tezyinatı hayrete şayan derecede mükemmeldir.

SANAYİ
Bu tezyinattan sedef işlemeciliğine de vakıf oldukları anlaşılıyor. Kiş Sarayı, o zamanki memleketin refahını ve mimarların, sanatçıların yüksek maharetini gösterir. Bu kadar eski devirlerde Sümerler sütun, kemer, kubbe gibi batıya ancak binlerce sene sonra girmiş olan mimari şekillerini bilerek umumiyetle kullanmışlardır. Tarihte ilk kemer ve kubbe Sümerlilerde görünür. Sümerlerin bina ettikleri suni tepeler üzerine kurulmuş mabetler —ki meşhur Babil Kulesi bunlardan biridir— mimari eserlerin harikalarından sayılabilir. Bu yüksek mimari ile anlaşılan medeniyet seviyesi, mezarların zenginliğinde de görülmektedir. Altın ve gümüş eşya, evani (kap kacak), silahlar, kıymetli madenlerden yapılma aletler mezarlarda bol miktarda bulunmuştur. Bu mezarlarda sedef tezyinatı çok görülmektedir. Hükümdar mezarlarında altın serpuş (başlık), hükümdarın adını taşıyan altın kupa, gümüş kemer, altın, gümüş ve sedef gerdanlıklar, küpeler, altın heykeller, altın iğneler vardır. Heykeltıraşlıkta da çok usta idiler. Bir hükümdar kadını mezarından çıkarılan gümüş bir inek başı ile gümüşten iki dişi aslan kafası büyük bir istidat ve maharet eseri idi. Yine bu mezarda bulunan eşek heykeli, mükemmel bir realist sanat eseridir. Heykeltıraşlıkta bu derece gelişme ancak milattan önce 5’inci asırda Yunan üstatlarında görülebiliyor. Sümer hükümdarlarından Gudea’nın heykeli, bugüne kadar keşfedilmiş olan heykeller arasında muayyen ve hakiki bir şahıs gösteren ilk heykel sayılmaktadır. Sümer heykeltıraşlığı yalnız teknik itibarıyla değil, mefküre noktaiazarından da yüksekti. Heykeller umumiyetle sarayların tezyinatında kullanılırdı. Sümerlerden sonra gelen Babilliler ve Asurlular, Sümer sanat ananesini taklide devam ettirmişlerdir. Sümerler pek medenî ve zengin memleketlerine etraftan gelecek tecavüzleri men ile medeniyetlerini muhafaza için kuvvetli bir askerî teşkilat meydana getirmişlerdir. Sümer’de ücretli bir ordu yoktu. Her vatandaş bilkuvve bir askerdi ve her an harbe çağrılacağı için hazırlanmış bulunurdu. Hükümdar şahsen harbe iştirak eder ve ön safta muharebe ederdi.

MİLLİYETPERVERLİK VE KANUN
Sümerler çok haysiyet ve vakarlarını korur, milli gurur sahibi ve milliyetleriyle müftehir bir kavim idiler. Memleketleri istila edildiği zaman galiplerin hakimiyeti altında teşrikimesai etmeye razı olmadılar. Sümerlerin umumi bir isyanı ile Sargon saltanatının hitama erdiği malumdur. Milattan 1900 sene evvel vazolunan Hamorabi kanunu eski Sümer kanunlarının ve adetlerinin bir araya toplanmasından ibarettir. Zaten Babil medeniyeti, her cihetçe Sümer medeniyetinden müştaktır. Hamorabi kanunu bu mintakada ilk defa meydana gelen kavanin mecmuası da değildi. Sümerlerin üçüncü Ur sülalesinden Dungi zamanında tedvin edilen kavanin mecmuası Hamorabi kanunlarının en yakın esasını teşkil eder. Bundan evvel mesela Urukagina zamanında toplanılmış kanunlar da vardı. Fakat, Sami Hamorabi’nin kanunları Türk Sümer kanunlarından ceza itibarıyla daha şiddetli idi. Mesela ailede iki taraftan birinin hıyaneti, Hamorabi kanunlarında idam ile cezalandırıldığı halde, Sümerlerde talaka bile kafi bir sebep teşkil etmezdi. Keza Sümerler esirlere karşı muamelelerinde daha şefkatli idiler. Bir kölenin kaçması, Hamorabi kanununa göre idamı istilzam ederdi. Halbuki Sümerler küçük bir cezayı nakdi almakla iktifa ederlerdi. Sümerlerin muntazam mahkemeleri vardı. Muntazam tapu muamelatı yapılırdı. Müşterek tasarrufla beraber şahsi mülkiyet de mevcuttu. Sümerlerde aile teşkilatı monogami üzerine müessesti. Her iki cinsten gençler arasında serbest görüşmeye mesağ vardı. Bir genç ile nişanlanan veya sözleşen kız, izdivaçtan evvel kayınbabasının evinde kalabilirdi. İzdivaç, dini bir mahiyette değildi. İzdivaçtan sonra kadın aile mallarında ve mülklerinde müşterekti. Erkek, kadının rızası olmaksızın müşterek malları satamazdı. Aile borçları için her ikisi mesuldür. Kadın iktisadi bir istikbale sahipti, istediği işi tutabilirdi; tezgahlarda, mağazalarda çalışır, yüzü açık olarak gezerdi.

TALİM VE TERBİYE
Sümerlerin talim ve terbiye teşkilatı mükemmeldi. Erkek ve kız çocukları bir arada tahsil ederlerdi. Mekteplerde okuma yazma, gramer, inşa, coğrafya, riyaziye (matematik), mesaha (ölçüm) usulleri, mikyaslar (ölçüler) ve edebiyat öğretilirdi. Yüksek mekteplerde tabipler, mimarlar gibi meslek adamları yetiştirilirdi. Sümerlerin birçok ilaha inanan bir dini vardı. Allahlar insan şeklinde ve mahiyetinde tasavvur olunuyordu. Mabetler, bu ilahların evleri idi. Bunlar orada beşeri bir hayat yaşarlardı. İnsanların saadet ve nikbetiyle (felaketiyle) yakından alakadar idiler. Mücazat (ceza) ve mükafatları dünyada verirlerdi. Sümerler ruhun bekasına (ölümsüzlüğüne) inanmakla beraber, ahirete, cennete, cehenneme inanmazlardı.

DİN VE İLİMLER
Sümerler en büyük ilahlarına Dingir ismini vermişlerdir. Bunun Tanğrı, Tengri, Tanrı kelimesi olduğunu Sümer diliyle uğraşan bazı ulema söylemişler ve hatta Sümerlerin Türk olduğuna daha birtakım kelimelerle beraber bunu delil olarak göstermişlerdir. Bundan başka Sümerlerde Enlil, Mama, Ninlar ve muahhar devirlerde Sümerlerden kalmış olması muhtemel olan Bel, Bin, Annon gibi mabutlar da vardır. Bu son mabutlardan Bel maddeye şekil veren, dünyayı nizama sokan kuvvet; Bin kainatı yürüten zeka; Annon ise güzel sanatı yaratan kudrettir. Sümerlilerin fikirlerinin fiili tezahürleri tetkik olunursa müspet bir felsefeye salik oldukları anlaşılır. Sümerler mabutlarını güneş, ay, yıldızlarla da karıştırarak bu semavi cirmlere (gök cisimlerine) de taparlardı. Ve bunların hareketleriyle dünya hadiseleri arasında bir münasebet görürler ve onların hareketlerinden istikbalin keşfolunacağına inanırlardı. İşte bu itikatlar, Sümerlerin güneşe, kamere, yıldızlara ehemmiyet vermelerini ve bunların hareketlerini tarassut ve tetkik ve hesap etmelerini mucip oldu. Mabetlerdeki müteaddit katlı kuleler tarassutta yardım ediyordu. Bu suretle Sümer’de heyet ilmi (astronomi) tedvin olunmaya başladı. Şemsi, kameri seneleri hesap ettiler; seneyi 12 aya ayırdılar. Gün, saat taksimini yaptılar; seyyarelere isim taktılar. Takvimlerde kerrat cetvelinin (çarpım tablosunun) esasını kurdular. Bugünkü ölçüleri tespit ettiler ve bu suretle de riyaziye (matematik) ilminin tedvinine başlanmış oldu. Allahların mücazat ve mükafatları dünyevi olduğundan Sümerler hastalıkları allahların verdiği ceza gibi görürlerdi; yani allahlar karşı irtikap olunan bir günah, bir kusur yüzünden hastalığın vukua gelmiş olduğuna inanırlardı. Buna binaen hasta, allahları memnun etmeye mecburdu. Rahiplerin tavassutu ile allahların affı kazanılmaya çalışılırdı. Fakat daha müspet tedavi tarzı da vardı. Hasta umumi bir meydana yatırılarak gelen geçenden hastanın musap olduğu hastalık hakkında rey alınır ve bu reylere göre tedavi olunurdu. Muvaffakiyeti intaç eden (sonuçlandıran) tedavi tarzları tespit olunup mabetlerin duvarlarına hakolunurdu (kazınırdı). Tedavide türlü otlar istimal olunmuştur. Tedavi tarzlarının, tedaviye yarayan nebatların tesir ve hassalarını tetkik yoluyla Sümer’de tababetin ilk müspet esasları hazırlanmış oluyordu.

EDEBİYAT VE YAZI
Sümerlerin edebiyatı da çok zengindir. Edebiyat evvela dini efsane ve destanlarla başladı. Hilkate (yaratılışa) ait efsaneler, dini ve milli kahraman destanları ibda olundu (yaratıldı); muahhar devirlerde Sümer’in düşmanlar tarafından istilası üzerine müessir mersiyeler yazıldı. Bu eserler Sümerlerin edebi istidadına parlak delillerdir. Sümer edebiyatı, diğer lisanlara, ezcümle Sami lisanlarına tercüme olunuyordu. Sümer’de edebiyattan başka birçok muharrerat (yazışmalar/resmi evrak) da yazılmıştır; ve bunları yazmak üzere bir katipler sınıfı da teşekkül etmişti. Katipler; mektupları, kontratoları ve saireyi kil levhalar üzerine yazarlardı.Bugünkü malumatımıza göre tarihte ilk yazı, Sümerlerin yazısıdır. Sümerler bu yazıyı geldikleri Orta Asya’dan getirmişlerdir.
Ve bütün Ön Asya’ya uzun asırlar bu yazı hakim olmuştur. Sümerleri takip eden milletler, bu yazıyı kullanmışlardır. Sümer yazısı, yukarıda söylendiği veçhile “çivi yazısı” idi.

MİMARİ VE KONFOR
Sümerler mabetlerini evvela suni tepeler vücuda getirerek onların üzerlerine yaparlardı. Ziggurat dedikleri bu tepelerin en meşhuru “Babil Kulesi” namını alan tepe ve mabettir. Zigguratlar kainatın taksimatını (yeraltı, yeryüzü, gök) tasvir ediyor ve semaya, Tanrı’ya giden yolu temsil ediyordu. Bunların en muhteşem yeri muazzam kemerli medhali (girişi) ve büyük kubbesi idi. Kapılarında altın, gümüş tezyinat var idi; duvarları renkli resimler ve sair tezyinatla bezenmişti. Sümerlerin hususi hayatı da medeniyetlerinin yüksekliğini gösterir. Orta sınıftan Sümerlinin tuğladan yapılmış iki katlı, duvarları beyaz boyalı evine kemerli bir kapıdan girilir. Evin üst katında aile yaşar, alt katında misafir kabulüne mahsus geniş bir oda vardır. Evin yeraltında su tesisatı mevcuttur. 12, 14 odası vardır. Yemek masaları, arkalı ve yastıklı sandalyeler, altın veya gümüş kakmalı karyolalar, zengin evlerde halılar evin mobilyasını teşkil eder. Yemekte madeni çatal kullanılırdı. Arkeoloji ve filoloji tetkikattan çıkan yukarıdaki muhtasar malumat bile Sümer medeniyetinin kıymetini ve umumi medeniyet tarihinde Sümerlerin ehemmiyetini kafi derecede gösterir zannındayız[]. [] C. Leonard Woolley, Les Sumériens, Paris 1930

TÜRK TARİH TEZİ
TÜRK TARİHİNİN ANA HATLARI – 1930 İSTANBUL DEVLET MATBAASI
BAĞIMSIZ CUMHURİYETÇİ PUSULA
www.bcp.org.tr

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir