MEKKE ANLAŞMASI’NIN ABD-İSRAİL ONAYI VE YEMEN-İRAN DENKLEMİNDE TEHLİKELİ BİR VEKALET ARACINA DÖNÜŞME RİSKİ

Mekke Anlaşması’nın ABD-İsrail Onayı ve Yemen-İran Denkleminde Tehlikeli Bir Vekâlet Aracına Dönüşme Riski

Sefa Yürükel

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, kamuoyuna “Müslüman NATO’su” olarak sunulmuş ve kolektif savunma ilkeleri üzerine inşa edilmiştir. Ancak anlaşmanın en çarpıcı özelliği, metninin zayıflığı değil, aldığı destektir: ABD Başkanı Trump anlaşmayı “büyük, cesur ve önemli bir ilk adım” olarak övmüş, İsrail tarafından ise açık bir tehdit olarak algılanmasına rağmen, Riyad’daki ABD-İsrail askeri varlığıyla eşzamanlı olarak yürürlüğe girmiştir. Bu çalışma, anlaşmanın Yemen ve İran denkleminde nasıl tehlikeli bir vekâlet aracına dönüşebileceğini eleştirel bir perspektifle analiz etmektedir. Temel argüman, Mekke Anlaşması’nın İslam dünyasına yönelik bir savunma kalkanı değil, ABD’nin bölgeden çekilirken geride bıraktığı güvenlik yükünü bölgesel aktörlere devretme stratejisinin bir aracı olduğu ve bu yapının Yemen’de Husiler üzerinden İran’a karşı yürütülen vekâlet savaşını derinleştirme potansiyeli taşıdığıdır.

Bir Anlaşmanın “Kimin İçin” Sorusu

Mekke Anlaşması’nın 2. maddesi, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tüm taraflara yapılmış saymakta, ancak yardımın kapsamını “objektif değerlendirme” ve “mevcut imkânlar çerçevesinde” kayıtlarıyla esnetmektedir. Metnin bu muğlaklığı, anlaşmanın gerçek işlevinin ne olduğu sorusunu gündeme getirmektedir. Cevap, anlaşmanın kimler tarafından olumlu karşılandığında yatmaktadır.

ABD-İsrail Onayı: Bir Çelişkinin Anatomisi

Mekke Anlaşması’nın en dikkat çekici yönü, İsrail’in “varoluşsal tehdit” olarak nitelendirdiği bir yapıya ABD’nin açık desteğidir. Trump, anlaşmayı “çok mutlu” edici bir gelişme olarak nitelendirmiş ve Orta Doğu’nun “bir araya gelmesi” olarak yorumlamıştır . Bu desteğin ardında yatan stratejik mantık, Washington’un bölgeden askeri olarak çekilme niyetiyle doğrudan ilişkilidir. Trump yönetimi, Suudi Arabistan ile Kasım 2025’te imzalanan Stratejik Savunma Anlaşması’nda ABD’yi Riyad’ın “birincil stratejik ortağı” ilan etmiş ve F-35 satışını öngörmüştür . Mekke Anlaşması, bu ikili ilişkinin çok taraflı bir formata genişletilmesi olarak okunmalıdır.

Ancak burada kritik bir çelişki bulunmaktadır: İsrail, Türkiye’yi “yeni İran” olarak tanımlamaya başlamışken ve Erdoğan’ın İslam ülkeleri ittifakı çağrıları Tel Aviv’de endişeyle karşılanmışken , ABD’nin bu ittifaka yeşil ışık yakması, Washington’un İsrail’in güvenlik öncelikleri ile NATO müttefiki Türkiye’yi Batı sistemine bağlama zorunluluğu arasında sıkıştığını göstermektedir. Washington, Türkiye’yi kaybetmek yerine, onu Suudi finansmanı ve Pakistan’ın nükleer şemsiyesi altında kontrol altında tutmayı tercih etmektedir .

Türk kamuoyundaki değerlendirmeler bu çelişkiyi açıkça dile getirmektedir. Zafer Partisi’nden Şükrü Sina Gürel, anlaşmayı “ABD’nin direktifiyle ve İsrail’in izni ve isteğiyle kurulan bir mezhep cephesi” olarak nitelendirmiş ve Türkiye’nin ABD-İsrail için vekâlet gücü olarak konumlandırıldığını savunmuştur . Prof. Dr. Mete Gündoğan ise “Bu Mekke Anlaşması’ndan Avrupa Birliği ile birlikte İsrail, Amerika bunlar memnun” diyerek aynı endişeyi dile getirmiştir . Bu değerlendirmeler, anlaşmanın İslam dünyası dayanışması söylemiyle değil, ABD’nin bölgesel güvenlik yükünü devretme stratejisiyle okunması gerektiğini göstermektedir.

Yemen Denklemi: Anlaşmanın İlk Gerçek Sınavı ve Tehlikeli Sonuçları

Mekke Anlaşması’nın teorik muğlaklığı, Yemen’deki fiili gelişmelerle somut bir sınava tabi tutulmaktadır. 2021’den bu yana büyük ölçüde durağan olan Yemen iç savaşı, Suudi Arabistan’ın Temmuz 2026’da Tahran’dan gelen bir uçağa yönelik saldırısıyla yeniden alevlenmiş, Husiler “ablukaya karşı abluka” adını verdikleri bir kampanyayla Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yeniden başlatmıştır . Ekim 2026 itibarıyla Husiler, Bab el-Mendeb Boğazı’nın kontrolünü fiilen ele geçirecek kadar geniş bir alanı ele geçirmiştir .

Bu tablo karşısında Mekke Anlaşması’nın nasıl işletileceği sorusu kritik hale gelmektedir. Suudi Arabistan, Husileri “İran’ın Yemen’deki vekili” olarak tanımlamakta ve 2015’ten bu yana Husilere karşı savaş yürütmektedir . Pakistan, Suudi Arabistan’a askeri destek vermiş, JF-17 savaş uçakları, hava savunma sistemleri ve binlerce asker konuşlandırmıştır . Ancak bu konuşlandırmanın niteliği, anlaşmanın gerçek yüzünü ortaya koymaktadır: Pakistan, kendi savunma kapasitesinden taviz vererek Suudi Arabistan’ın İran’a karşı savunma hattını güçlendirmiştir .

Tehlikeli olan, bu yapının Husiler üzerinden İran’a karşı bir vekâlet savaşına dönüşme potansiyelidir. Daily Sabah’taki analiz, Mekke Anlaşması’nın Husilerin “İsrail ve ABD’ye karşı direniş” anlatısını zayıflatma işlevi görebileceğini, zira Türkiye ve Pakistan’ın Filistin konusunda güçlü pozisyonlara sahip olduğunu ve bu ülkelerin Husilerin meşruiyet iddiasını çürütebileceğini öne sürmektedir . Ancak bu “anlatısal” avantaj, sahada Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının Pakistan askerlerini vurma riskini ortadan kaldırmamaktadır. Pakistan, İran’a açıkça “Husileri dizginleyin, aksi halde Pakistan askerleri doğrudan hedef olacak” uyarısında bulunmuştur . Bu uyarı, anlaşmanın İran-Pakistan ilişkilerini nasıl bir gerilim hattına çektiğini göstermektedir.

Daha da vahimi, Husilerin Suudi Arabistan’ın güney sınırlarını ve hatta Mekke-Medine bölgesini hedef alan saldırıları, anlaşmanın “kutsal mekânları koruma” söylemiyle çelişen bir tablo yaratmaktadır . Suudi Arabistan’ın 2015’ten bu yana yürüttüğü savaşa rağmen Husilerin askeri kapasitesini koruması ve hatta artırması, Mekke Anlaşması’nın caydırıcılık iddiasını fiilen çürütmektedir.

İran Faktörü: Nükleer Şemsiye ve Vekâlet Savaşının Derinleşmesi

Mekke Anlaşması’nın İran açısından en tehditkâr unsuru, Pakistan’ın nükleer kapasitesinin ittifaka dahil edilmesidir. JNS’teki analiz, Pakistan’ın anlaşmaya dahil edilmesinin açıkça “İsrail’in nükleer kapasitesine karşı bir denge unsuru” olarak görüldüğünü ve Erdoğan’ın İsrail’e karşı konvansiyonel üstünlük sağlama, nükleer bir eşik aşılması hâlinde ise Pakistan’ın devreye girmesi beklentisini yansıttığını öne sürmektedir . Ancak bu denklem, İran’ı doğrudan hedef alan bir yapıya dönüştüğünde çok daha tehlikeli bir hal almaktadır.

Suudi Arabistan’ın İran’a yönelik endişesi, Pakistan ile 2025’te imzalanan ikili savunma anlaşmasına dayanmaktadır. Ancak AGSI’nin analizi, Suudi Arabistan’ın İran’dan füze saldırılarına maruz kaldığı dönemde Pakistan’ın Suudi Arabistan lehine müdahalede bulunmadığını, buna rağmen Suudi Arabistan’ın Pakistan’a önemli mali destek sağladığını hatırlatmaktadır . Bu durum, Mekke Anlaşması’nın da benzer bir akıbete uğrama riskini gündeme getirmektedir: Kâğıt üzerinde güçlü bir caydırıcılık taahhüdü, sahada ise çekinceli ve gecikmeli bir destek.

İran’ın stratejik hesaplaması açısından ise Mekke Anlaşması, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların maliyetini artıran bir unsur olarak görülmelidir. Ancak bu maliyet artışı, İran’ı doğrudan bir çatışmadan ziyade vekâlet savaşını derinleştirmeye yöneltebilir. Husiler üzerinden Suudi Arabistan’ı yıpratma stratejisi, İran için Mekke Anlaşması’nın caydırıcılığını test etmenin ve ittifakın iç tutarlılığını sorgulamanın bir aracı haline gelmektedir. Pakistan’ın İran ile olan sınır komşuluğu ve tarihsel ilişkileri, bu vekâlet denklemini daha da karmaşıklaştırmaktadır: İslamabad, bir yandan Suudi Arabistan’a asker konuşlandırırken, diğer yandan İran ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalışmaktadır .

“Müslüman NATO’su” Söyleminin İflası

Mekke Anlaşması’na yönelik en yaygın eleştiri, metnin zayıflığı üzerinedir. Ancak asıl sorun, metnin zayıflığı değil, metnin kimler tarafından desteklendiği ve hangi amaçlara hizmet ettiğidir. ABD’nin açık desteği , Riyad’daki ABD-İsrail askeri varlığı ve anlaşmanın Yemen’de İran’a karşı bir vekâlet aracına dönüşme potansiyeli, “Müslüman NATO’su” söylemini ciddi biçimde aşındırmaktadır. NATO’nun kurucu antlaşması, üyelerini dış saldırılara karşı korurken, Mekke Anlaşması fiilen Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşını Pakistan ve Türkiye üzerinden meşrulaştırma ve destekleme işlevi görmektedir.

Türkiye açısından bu durum, anlaşmanın en tehlikeli yönünü oluşturmaktadır. Türkiye, NATO üyesi olarak Batı güvenlik mimarisinin bir parçasıyken, aynı zamanda ABD’nin “İsrail’in güvenliği” çerçevesinde şekillendirdiği bir bölgesel düzende Suudi Arabistan’ın yanında konumlandırılmaktadır. Bu konumlandırma, Türkiye’nin İran ile olan ekonomik ve diplomatik ilişkilerini, Pakistan’ın İran ile olan sınır güvenliğini ve bölgesel istikrarı doğrudan tehdit etmektedir. Dahası, anlaşmanın 16. maddesi uyarınca süresiz yürürlükte kalacak olması, gelecekteki Türk hükümetlerini de bağlayacak bir askeri angajman yaratmaktadır.

Sonuç: Tehlikeli Bir Örnek

Mekke Anlaşması, İslam dünyasının kolektif savunma kapasitesini güçlendirme iddiasıyla sunulmuş, ancak ABD-İsrail onayı, Yemen’deki vekâlet savaşı dinamiği ve İran’a yönelik nükleer şemsiye denklemiyle birlikte değerlendirildiğinde çok farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Anlaşma, “Müslüman NATO’su” değil, ABD’nin bölgeden çekilirken güvenlik yükünü bölgesel aktörlere devrettiği, Suudi Arabistan’ın Yemen savaşını meşrulaştırdığı ve Türkiye ile Pakistan’ı İran’a karşı bir vekâlet hattına yerleştirdiği tehlikeli bir örnektir. Bu yapı, ne İslam dünyasına güvenlik getirmekte ne de bölgesel istikrarı güçlendirmektedir; aksine, Yemen’deki insani krizi derinleştirme, İran ile Pakistan arasında gerilim yaratma ve Türkiye’yi kendi stratejik öncelikleriyle çelişen bir angajmana sürükleme riski taşımaktadır.

Kaynakça

  1. Aydınlık. (2026, 12 Ekim). Gürel’den Mekke ittifakı tepkisi: ‘ABD emri İsrail izniyle kurulan cephe’. Erişim adresi: https://www.aydinlik.com.tr/haber/gurelden-mekke-ittifaki-tepkisi-abd-emri-israil-izniyle-kurulan-cephe-594190
  2. JNS.org. (2026, 29 Ağustos). The Mecca Joint Defense Agreement is a looming threat to Israel and America. Erişim adresi: https://www.jns.org/opinion/joseph-puder/the-mecca-joint-defense-agreement-is-a-looming-threat-to-israel-and-america
  3. Jfra News. (2026, 10 Ekim). حلف مكة الدفاعي و تأثيراته على الأوضاع اليمنية. Erişim adresi: https://jfranews.com.jo/article/559180
  4. Bianet. (2026, 18 Ekim). Turkey navigates regional tensions as Yemen conflict tests Mecca defense pact. Erişim adresi: https://bianet.org/haber/turkey-navigates-regional-tensions-as-yemen-conflict-tests-mecca-defense-pact-324593
  5. Sputnik Türkiye. (2026, 14 Ekim). “Mekke İttifakı’nda gelinen nokta ABD-İsrail çıkarına, Türkiye arka kapı diplomasisini çalıştırmalı”. Erişim adresi: https://anlatilaninotesi.com.tr/20261015/mekke-ittifakinda-gelinen-nokta-abd-israil-cikarina-turkiye-arka-kapi-diplomasisini-calistirmali-1109576739.html
  6. AGSI. (2026, 12 Ekim). Heightened Threats Test the Pakistani-Saudi Defense Pact. Erişim adresi: https://agsi.org/analysis/heightened-threats-test-the-pakistani-saudi-defense-pact/
  7. Daily Sabah. (2026, 11 Ekim). Beyond military power: Mecca pact’s leverage over Houthis. Erişim adresi: https://www.dailysabah.com/opinion/op-ed/beyond-military-power-mecca-pacts-leverage-over-houthis
  8. Aydınlık. (2026, 13 Ekim). Prof. Dr. Mete Gündoğan’dan uyarı: Mekke Anlaşması’ndan ABD, AB ve İsrail memnun. Erişim adresi: https://www.aydinlik.com.tr/haber/prof-dr-mete-gundogandan-uyari-mekke-anlasmasindan-abd-ab-ve-israil-memnun-594331
  9. The Times of India. (2026, 30 Eylül). The Mecca Pact: As West Asia rearms and realigns, can India hold its ground? Erişim adresi: https://timesofindia.indiatimes.com/toi-blogs/power-policy/the-mecca-pact-as-west-asia-rearms-and-realigns-can-india-hold-its-ground/affcmtoi_articleshow/133085955.cms

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir