ALEVİLERİN CUMHURİYET DÜŞMANINDAN VE KATİLDEN ÖĞRENECEĞİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR

Alevilerin Cumhuriyet Düşmanından ve Katilden Öğreneceği Hiçbir Şey Yoktur: PKK Terör Örgütü Lideri ve Gladyo Görevlisi Neo-İdris-i Bitlisi Öcalan’ın “Alevi Rönesansı” Bir Tarih Tahrifatıdır

Sefa Yürükel

Kavramların Savaşı ve Tarihin Tahrifi

PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın son açıklamasında ortaya attığı “Alevi Rönesansı” kavramı, masum bir entelektüel öneri değil, çok katmanlı bir siyasal operasyonun kavramsal kılıfıdır. Bu kavramı tartışmaya açmak, yalnızca bir sözcüğün analizi değil; Alevi tarihine, Cumhuriyet’e ve Anadolu’nun aydınlanma damarına yönelik bir müdahalenin deşifre edilmesidir.

Rönesans, “yeniden doğuş” demektir. Bu kavramı Alevilere vaat etmek, öncelikle Alevilerin zaten var olan tarihsel birikimini yok saymak, ikinci olarak da onları tarih sahnesinde “yeniden doğmaya muhtaç” bir konuma indirgemektir. Oysa Aleviler, Anadolu’da yüzyıllar boyunca baskıya, yasaklara ve kıyımlara rağmen yaşamış; insanı, aklı, ahlakı ve adaleti merkeze alan güçlü bir düşünce ve kültür geleneğini ayakta tutmuştur. Hacı Bektaş Veli’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Şeyh Bedreddin’e, Pir Sultan Abdal’a uzanan bu çizgi, Avrupa Rönesansı’ndan çok daha önce Anadolu’da insan merkezli bir düşünsel damarın yeşerdiğini gösterir.

Dolayısıyla Alevilere “Rönesans” vaat etmek, tarihsel gerçeği tersinden okumaktır. Alevilerin yeniden doğmaya değil, var olan miraslarının tanınmasına ve yurttaşlık temelinde özgürce yaşatılmasına ihtiyacı vardır.

Peki Öcalan kimdir ki Alevilere “Rönesans” vaat etme cüretini kendinde görmektedir? Bu sorunun cevabı, meselenin özünü oluşturmaktadır. Öcalan’ın böyle bir vaatte bulunma hadsizliğini gösteren kendisi değildir; ona bu cesareti veren, arkasında duran gladyocu iktidar ve bizzat gladyonun kendisidir. Bölücü terör örgütünün başındaki ismin, Alevilere “Rönesans” vaat edecek konuma getirilmesi, ancak ve ancak dış kaynaklı bir gladyo operasyonuyla mümkündür.

İdris-i Bitlisi’nin Gölgesinde Bir Siyasal Proje

Öcalan, Alevi Aydınlar Bildirisi sonrasında yaptığı açıklamada İdris-i Bitlisi üzerinden geçmişteki egemenler ittifakını bugüne taşıyan bir siyasal çerçeve kurmaktadır. Mirlikler ile Osmanlı arasındaki ittifakın bugün halkların ve inançların çıkarları doğrultusunda güncellenebileceğini söylemekte; “Kürtleri” ve Alevileri kendi kimlikleriyle “yeni demokratik ittifakın” – “kurucu özneleri” olarak tanımlamakta ve “Alevi Rönesansı”nı bu ortak geleceğin sütunlarından biri olarak göstermektedir.

Burada kritik soru şudur: İdris-i Bitlisi kimdir ve Alevi tarihsel hafızasında nasıl bir yere sahiptir?

İdris-i Bitlisi, Osmanlı ile “Kürt” mirlikleri arasındaki ittifakın mimarı olarak bilinir. Ancak bu ittifak, Aleviler için yalnızca bir “siyaset” meselesi değildir. Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasında sağlanan anlaşma, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Safevi etkisinin kırılması ve “Kürt” beyliklerinin Osmanlıya entegre edilmesi modelini kurmuştur. Bu model, aynı zamanda Anadolu’daki Alevi kıyımının da zeminini hazırlamıştır.

Evrensel gazetesinde Av. Kemal Derin’in kaleme aldığı analize göre, tartışmanın merkezinde bir “Beyaz Kâğıt” ve bir “Kara Defter” vardır. Beyaz Kâğıt, Yavuz’un İdris-i Bitlisi’ye uzattığı, “ne istersen yaz” dediği boş sayfadır; bir ittifakın, bir açılan kapının sembolüdür. Kara Defter ise tarihin arşivinde durmaktadır: 1512’nin sonu, 1513’ün başı vilayetlere gönderilen hükümlerle “Kendi bölgenizdeki Kızılbaşları gizlice tespit edin ve Kara Defter’e yazın. Sonra ikinci bir emir: Kara Defter’e yazılanları öldürün” denmektedir.

Bugün bir kesim bize Beyaz Kâğıdı gösterip Kara Defter yokmuş gibi davranmaktadır. Oysa Alevilerin hafızasında bu dönem yalnızca bir ittifak siyaseti değil, ağır baskı ve kıyım deneyimlamleriyle birlikte yer alıyor. Hürriyet gazetesinin 200ı9 tarihli haberinde belirtildiği üzere, bazı çevrelerce “kahraman”, kimi aydınlarca “iblis”, ik bölge insanına göre “hain”, Alevilere göre ise “cellat” olan İdris-i Bitlisi’yi bugünün “sahte demokratik ittifakına” referans göstermek, Alevi hafızasında son derece katliamcı ve soykırımcı bir figürü adeta “yeniden keşfetmek” anlamına gelir.

Başkent Gazetesi’nde “Kelime ATA” köşesinde yayımlanan analizde çarpıcı bir tespit yer almaktadır: “Devletin ‘Terörsüz Türkiye’, PKK’nında ‘cumhuriyetin demokratikleştirilmesi’ şeklinde takdim ettiği sürecin üzerinde İdris-i Bitlisi’nin ruhu dolaşıyor.” Aynı analiz, Öcalan’ın görüşme notlarında yer alan ve aslında Siyasal İktidarın da “Yeni Osmanlılık” hülyalarıyla çakışan Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakının, Aleviler açısından toplumsal bir travmayı çağrıştırdığı gibi günümüze dair de bir kaygıyı güncellediğini belirtmektedir.

Öcalan’ın İdris-i Bitlisi üzerinden kurduğu analoji, aslında kendi siyasal pozisyonunu da ele verir: Geçmişte egemenlerle ittifak kuran, bugün de benzer bir ittifakı farklı bir söylemle yeniden üretmeye çalışan bir hastalıklı akıldır bu. Bu, Gladyonun kendi görevlisi Öcalana verdiği, “neo-İdris-i Bitlisi” olarak adlandırılabilecek bir pozisyondur.

Gladyo Görevlisi Öcalan: Terörden “Demokratik Özne” Söylemine

PKK terör örgütü lideri Öcalan’ın geçmişi, samimi bir “demokratik ittifak” çağrısı yapmadığını göstermektedir. Ulusal Kanal Eski Yönetim Kurulu Başkanı İlker Yücel’in ifade ettiği üzere, “Dört ülkeyi parçalama planlarında kullanılan bir örgüt olan PKK’nın kazanamayacağını anlayınca ‘artık bu işte yokum’ deme noktasına gelmesi Türkiye açısından tarihi bir gelişmedir. Tam da bu nedenle Gladyo devrede”dir.

Gladyo yapılanmalarıyla ilişkilendirilen, şiddeti siyasal bir araç olarak kullanan ve bugün “demokratik özne” söylemiyle sahneye çıkan bir terörist figürün Alevilere “Rönesans” vaat etmesi, tarihsel bir ironiden fazlasıdır: Bu, katilin kurbanına “yeni bir hayat” vaat etmesi gibidir. Terörist Öcalan’ın böyle bir vaatte bulunma cüretini göstermesinin nedeni, arkasında gladyocu iktidarın ve gladyonun bizzat kendisinin durmasıdır.

Aydınlık gazetesinin manşetinde de vurgulandığı üzere, 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı ve 5 Temmuz 1993 Başbağlar Katliamı sıradan eylemler değildir. NATO’ya bağlı Gladyo’nun sahneye koyduğu bu tertiplerin arkasında aynı merkez vardır. Başbağlar katliamının 29. yılında yapılan değerlendirmede, “Kanlı tertibin oyun kurucusu ABD, gladyonun silahını tetikleyen de bölücü terör örgütü PKK’ydı. Sivas Madımak’taki gladyo tertibinden üç gün sonrasıydı. Burada eşit olarak vurgulanması gereken esas konu , Madımak Oteli’nde aydınlarımızı yakan Gladyo’nun… Başbağlar’da katliam yapan piyonunun” fiili ifadesi olarak görülmelidir . Başbağlar’da gladyo elamanı Öcalan ve Sivasta gladyo elemanı islamcı gericiler Türk milletine karşı alevi- sunni kamplaşması tezgahlandılar. Bu tartışılmayacak kadar açık bir vakadır ve Öcalan o gün kendisine veriken görevi bıgünde bu şekllde yerine getirmektedir. Öcalan hiç bir zaman kendi kendine karar alacak bir akılda ve yetkide değildir. Bugünkü yaptığı hadsiz vaat de aynı operasyonun zaman farklılığı olan ayağıdır.

Sivas Katliamı’nda 33 aydın, Gladyo’nun yobazları tarafından yakılmıştır. Başbağlar Katliamı’nda ise 33 yurttaş, PKK’nın silahlı eylemcileri tarafından katledilmiştir. Madımak’ta aydınları yakan zihniyet ile PKK’nın silahlı eylemleri arasında derin bir bağ vardır. Her ikisi de aynı gladyo merkezinin maşasıdır. Şimdi bu yapının lideri, Alevilere “Rönesans” vaat etmektedir.

Alevilerin Tarihsel Hafızası: Katliamlar ve Baskılar Zinciri

TBMM tutanaklarına yansıyan resmi belgelere göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda başta kitlesel katliamlar olmak üzere her türlü zulme uğrayan Alevilerin kaderi, Cumhuriyet sürecinde de Atatürk dönemi hariç, çok farklı olmamıştır. Mustafa Kemal’in Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde Hacı Bektaş Dergâhı Postnişini Cemalettin Çelebi ile bizzat görüşmesi ve yeni sistem için destek istemesi sonucu, Aleviler Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecine ve Türkiye deki demokratik aydınlanmaya destek vermişlerdir.

Sivas Katliamı’nda 33 aydın, Başbağlar Katliamı’nda 33 yurttaş katledilmiştir. Bu iki katliam arasında yalnızca üç gün vardır ve her ikisinin arkasında da aynı gladyo merkezi bulunmaktadır. Başbağlar, Sivas’ın yanına yakılan bir ateştir; Madımak’ta Alevileri yakmak isteyen zihniyet, Başbağlar’da Sünni yurttaşları katletmiştir. İki olay da bu topraklarda mezhep çatışması çıkarmaya yönelik dış kaynaklı operasyonlardır.

Bu acı deneyimlerin faili ya da failiyle işbirliği yapmış bir yapının lideri, şimdi Alevilere “Rönesans” vaat etmektedir. Aleviler, Cumhuriyet düşmanı bir zihniyetten, Alevi katliamlarının faili ya da failiyle işbirliği yapmış gladyocu bir yapıdan “Rönesans” öğrenecek değildir.

Cumhuriyet’in Laiklik Anlayışı ve Alevi Mirası

Burada Cumhuriyet’in laiklik anlayışı belirleyici bir önem taşımaktadır. Saltanat ve hilafetin kaldırılması, Medeni Kanun’un kabulü, laikliğin anayasal ilke haline gelmesi; Halkevleri ve Köy Enstitüleri gibi kurumlarla eğitim ve kültür alanında atılan adımlar, Anadolu’daki aydınlanma damarına yeni bir siyasal zemin açmıştır. Alevi kültürünün tarihsel birikimi ile Cumhuriyet’in laiklik ve aydınlanma çizgisi arasında önemli bir kesişme vardır.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe’nin ifade ettiği üzere: “Gerçek barış, refah ve özgürlükler ancak demokratikleşmiş ve laikliği kurumsallaşmış bir Cumhuriyet’le sağlanabilir. Aksi takdirde Aleviler yine asimilasyon ve zulüm politikalarına maruz kalacaklar.”

Aydınlık gazetesinde yayımlanan “Aleviliği Cumhuriyet’e karşı kullanmak” başlıklı analizde çarpıcı bir tespit yer almaktadır: “Cumhuriyet, Aleviyi kul olmaktan çıkarıp yurttaş yapmıştır.”

Aleviler, Cumhuriyet’in laiklik ilkesini kendi tarihsel deneyimlerinin bir uzantısı olarak görmüştür. Çünkü laiklik, yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değil; aynı zamanda farklı inanç gruplarının eşit yurttaşlar olarak tanınmasıdır. Aleviler, Osmanlı döneminde maruz kaldıkları baskı ve kıyımların ardından Cumhuriyet’in laiklik ilkesinde bir güvence bulmuştur.

Öcalan’ın “Alevi Rönesansı” önerisi ise bu laiklik deneyimini yok saymakta; Alevileri Sünnilik içinde eritmeye karşı çıkarken, bu kez başka bir siyasal projenin içinde eritmeye çalışmaktadır. Öcalan her ne kadar “Buradaki amaç Aleviliği Sünnilik içinde eritmek değil, “Kürtleri” ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle bu yeni demokratik ittifakın kurucu öznesi haline getirmektir” dese de, bu ifade Alevileri bir siyasal projenin “kurucu öznesi” olarak tanımlarken, aslında onların kendi iradelerini yok saymaktadır. Aleviler, hiçbir siyasal projenin önceden belirlenmiş öznesi değildir. Onlar, kendi tarihleri, kendi inançları ve kendi talepleri olan yurttaşlardır.

“Alevi Rönesansı” Kavramının İdeolojik Kökenleri

“Alevi Rönesansı” kavramı, aslında yeni bir kavram değildir. DergiPark’ta yayımlanan akademik bir çalışmaya göre, 1980’li yılların başlarında Türk kamuoyunda unutulmuş olan Aleviliğin matbuat vasıtasıyla aynı on yılın sonunda canlanmaya başladığı bir süreçi tarif etmek niyetiyle bunu “Alevi Rönesansı” olarak adlandırmıştır. Bu süreç, bir halk kültürünün yeniden dirilme ve kendini ifade etme sürecinin başlangıcı olmuştur.

Ancak bu kavramın 1980’lerdeki kullanımı ile Öcalan’ın bugünkü kullanımı arasında kritik bir fark vardır. 1980’lerdeki “Alevi Rönesansı”, Alevilerin kendi kültürel canlanma sürecini ifade ederken; Öcalan’ın “Alevi Rönesansı” önerisi, Alevileri bir siyasal ittifakın “kurucu öznesi” olarak konumlandıran dışsal bir projedir.

Daha da önemlisi, “Alevi Rönesansı” kavramı, ABD ve AB çevrelerinde Alevilerin azınlık olduğu görüşünün piyasaya sürülmesiyle birlikte anılmaktadır. Ulusal gazetesinde yer alan bir analize göre, “Batılı emperyalistler, Aleviliğin İslamın dışında ayrı bir din olduğu görüşünü yerleştirmek istiyorlar. Bu maalesef Türkiye’de ki gündemin “yoğunluğu” yüzünden gözlerden kaçtı. Alevi kitlesini ‘azınlıkları koruma’ kapsamına almak, ikinci sınıf yurttaş kapanına sokmaktır.”

Bu bağlamda Öcalan’ın “Alevi Rönesansı” önerisi, Batılı emperyalist çevrelerin Alevileri “azınlık” olarak tanımlama ve Türkiye’nin yurttaşlık temelindeki bütünlüğünü bozma stratejisiyle örtüşmektedir. Öcalan’ın böyle bir vaatte bulunmasının arkasında, ona bu cüreti veren gladyocu iktidar ve gladyonun kendisi vardır.

Asıl Soru: Müslüman Coğrafyasının Aydınlanma İhtiyacı

Bugün “Alevi Rönesansı”ndan söz etmek yerine asıl bakılması gereken yer, Müslüman nüfusun yoğun yaşadığı coğrafyalardır. Dinsel otorite ile siyasal iktidarın iç içe geçtiği, mezhepçiliğin, tarikat ve cemaat düzenlerinin güçlü olduğu bu ülkelerin akla, bilime, laikliğe ve özgür yurttaşlığa dayanan bir Aydınlanmaya ihtiyacı vardır.

Bugünkü mezhepsel yarılmanın kökleri, sözü edilen Yavuz-İdris ittifakına dayanmaktadır. Türkiye, Suriye, Irak, İran ekseninde yaşanan gelişmeler endişelerin yersiz olmadığını göstermektedir. AKP ve Öcalan çizgisi, Türkiye’yi din temelli bir ümmet kardeşliği ile İran’a karşı konumlandırma çabası içerisindedir.

Soruyu “Aleviler ne zaman Rönesans yaşayacak?” diye sormak yerine tersinden sormak gerekir: Anadolu’nun yüzyıllar önce ürettiği Aleviliğin felsefesi olan insan merkezli düşünce ve Cumhuriyet’in laiklik deneyimi, siyasal İslamın gölgesindeki Müslüman coğrafyasına ne zaman ulaşacaktır?

Aleviler yeni bir Rönesans beklemiyor; kendi Rönesanslarının mirasını taşıyor. Sorun, tarihi yeniden icat etmek değil; o mirası tanımak, korumak ve yurttaşlık temelinde yaşatmaktır.

Sonuç: Alevilerin Kendi İradesi ve Cumhuriyet’in Aydınlanma Mirası

Hadsiz, terörist katil ve gladyo görevlisi Öcalan’ın “Alevi Rönesansı” önerisi, Alevileri bir siyasal projenin “kurucu öznesi” olarak tanımlarken, aslında onların kendi iradelerini yok saymaktadır. Aleviler, hiçbir siyasal projenin önceden belirlenmiş öznesi değildir. Onlar, kendi tarihleri, kendi inançları ve kendi talepleri olan yurttaşlardır.

Öcalan kimdir ki Alevilere “Rönesans” vaat etmektedir? Bu sorunun cevabı açıktır: Öcalan, kendi iradesiyle değil; arkasındaki gladyocu iktidarın ve gladyonun kendisinin verdiği cesaretle bu vaatte bulunmaktadır. Bölücü terör örgütünün liderinin Alevilere “Rönesans” vaat edecek konuma getirilmesi, ancak ve ancak dış kaynaklı bir gladyo operasyonuyla mümkündür.

Alevilerin Cumhuriyet düşmanından, katilden, gladyo görevlisi PKK terör örgütü liderinden ve onun neo-İdris-i Bitlisi versiyonundan öğreneceği hiçbir şey yoktur. Alevilerin öğreneceği şey, kendi miraslarıdır; Hacı Bektaş Veli’nin insan sevgisidir; Yunus Emre’nin hoşgörüsüdür; Pir Sultan Abdal’ın direnişidir; Cumhuriyet’in laiklik ve aydınlanma deneyimidir.

Aleviler yeni bir Rönesans beklemiyor; kendi Rönesanslarının mirasını taşıyor. Ve o mirası, hiçbir siyasal projenin gölgesinde değil; kendi iradeleriyle, yurttaşlık temelinde ve Cumhuriyet’in aydınlanma çizgisinde yaşatmaya devam edecektir.

Bu topraklarda Aleviler, tarih boyunca olduğu gibi bugün de kendi sözünü söyleyecek; kendi sazını çalacak; kendi cemini kuracaktır. Hiçbir hadsiz “Rönesans” vaadi, bu kadim mirasın yerini alamaz.

Kaynakça

  1. Gazete Oksijen, “Öcalan’dan ‘Yavuz-İdris ittifakı’ açıklaması: Alevi rönesansı demokrasinin en önemli sütunlarından biri,” 16 Eylül 2026.
  2. Yeni Yaşam Gazetesi, “Abdullah Öcalan: Alevi Rönesans’ı demokratik geleceğin en önemli sütunlarındandır,” 16 Eylül 2026.
  3. Evrensel, “Beyaz Kağıt ve Kara Defter,” Av. Kemal Derin, 6 Eylül 2026.
  4. Başkent Gazetesi, “Kelime ATA: İdris-i Bitlisi’nin ruhu,” 4 Eylül 2026.
  5. Ulusal Gazetesi, “İlker Yücel: Gladyo mesaide, PKK’nın silah bırakması hedefte,” 6 Mayıs 2025.
  6. TBMM Tutanakları, “Osmanlı İmparatorluğunda, başta kitlesel katliamlar olmak üzere her türlü zulme uğrayan Alevilerin kaderi Cumhuriyet sürecinde de çok farklı olmamıştır,” 27. Dönem, 112. Cilt, 27 Kasım 2017.
  7. Hürriyet, “İdris-i Bitlisi’yi tanımadan DTP süreci anlaşılamaz,” 13 Aralık 2009.
  8. Ulusal Gazetesi, “Aleviler azınlık mı,” 11 Kasım 2013.
  9. Aydınlık Gazetesi, “NATO’nun Gladyosu böyle planladı,” 2 Temmuz 2022.
  10. Ulusal Gazetesi, “Başbağlar katliamının 29. yılında Gladyo’nun rolü,” 5 Temmuz 2022.
  11. Artı Gerçek, “Katlet, üstünü ört, sıradakine geç,” 2 Temmuz 2017.
  12. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, “Gerçek barış, refah ve özgürlükler ancak demokratikleşmiş ve laikliği kurumsallaşmış Cumhuriyet’le sağlanabilir,” 2 Kasım 2025.
  13. Aydınlık Gazetesi, “Aleviliği Cumhuriyet’e karşı kullanmak,” 16 Aralık 2025.
  14. DergiPark Akademik, “Alevi Folklorik Milliliğinin İnşası,” Coşkuner ve Aslan, 2020.

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir