YEMEN’DEN TÜRKİYE’YE SESLENİŞ ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR İNCELEME: ENSARULLAH’IN ÇAĞRISI VE TÜRKİYE’NİN ÇELİŞKİLİ YEMEN POLİTİKASI
Sefa Yürükel
Bu makale, Yemen’deki Ensarullah Hareketi Siyasi Büro Üyesi Muhammed el Buhayti’nin Türk halkına yönelik çağrısını eleştirel bir perspektifle incelemektedir. El Buhayti’nin açıklamaları, Türkiye’nin Yemen politikasındaki tarihsel dalgalanmaları ve Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde şekillenen güncel konumunu sorgulamaktadır. Bu makale, söz konusu çağrının haklılık payını ve Türkiye’nin bölgesel politikalarındaki tutarsızlıkları sert bir eleştiriyle ele almaktadır. Temel argüman, Türkiye’nin Yemen politikasının ilkeler veya stratejiye değil liderliğin taktik ilişkilerine dayandığı ve bunun Türkiye’yi Gazze’ye somut destek veren bir Müslüman devlete karşı askeri bir koalisyona katılmaya yönlendirdiğidir.
Bir Çağrının Anatomisi
Muhammed el Buhayti’nin Türk halkına yönelik çağrısı, yalnızca bir diplomatik mesaj değil aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel politikalarındaki derin çelişkileri gözler önüne seren bir aynadır. El Buhayti, konuşmasına “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” diyerek başlamakta ve Türk halkına seslenmektedir. Ancak bu çağrının altında yatan temel soru şudur: Yemen’de Türkiye kime hizmet etmektedir?
El Buhayti’nin iddiası açıktır: Türkiye hükümeti, Suudi Arabistan’ın yanında yer alarak Yemen’e karşı yürütülen saldırılara ortak olmaktadır. Bu iddia, Türkiye’nin 2015’ten bu yana sergilediği zikzaklı politikalar göz önüne alındığında görmezden gelinecek bir iddia değildir.
Bu çağrıyı özellikle anlamlı kılan şey zamanlamasıdır. Çağrı, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile ortak savunma anlaşması imzaladığı, Suudi Arabistan’a askeri güç konuşlandırmayı kabul ettiği ve kendisini fiilen Husilere karşı bir koalisyon içinde konumlandırdığı bir anda gelmektedir. Dolayısıyla çağrı, soyut bir ideolojik açıklama değil somut Türk Hükümetinin eylemlerine doğrudan bir yanıttır.
Türkiye’nin Yemen Politikasındaki Tarihsel Zikzaklar
Türkiye’nin Yemen politikası son on yılda üç belirgin evrede radikal biçimde değişmiştir. Bu değişimler, el Buhayti’nin eleştirilerinin temel dayanağını oluşturmaktadır.
Birinci Evre: Suudi Arabistan’a Açık Destek (2015’ten 2018’e)
2015 yılında Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik Kararlılık Fırtınası operasyonunu başlatmasının ardından dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan’a açık destek vermiş ve lojistik destek ile istihbarat desteği sağlamaya hazır olduklarını ifade etmiştir. Bu dönemde Türkiye, Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarını meşru görmüş ve bu saldırılara dolaylı olarak ortak olmuştur.
Bu destek, 2018’deki Kaşıkçı cinayetine kadar sürmüştür. Kaşıkçı cinayeti, Türkiye ile Suudi Arabistan ilişkilerinde bir kırılma noktası olmuş ve Türkiye’nin Yemen politikasında ikinci evreye geçilmiştir.
İkinci Evre: Suudi Arabistan’a Sert Eleştiri (2019’dan 2022’ye)
2019’da Erdoğan’ın söylemi tamamen değişmiş ve Suudi Arabistan’ı Yemen’deki yıkımın sorumlusu olarak göstermiştir. Astana Platformu kapsamında Putin ve Ruhani ile ortak basın toplantısında Yemen’e ilk bombaları kimler attı diye sorarak Suudi Arabistan’ı açıkça suçlamıştır. Bu dönemde Türkiye, Yemen’deki Husileri desteklemese bile Suudi Arabistan’ın saldırganlığını açıkça eleştirmiştir.
Ancak bu eleştiri, samimi bir politika değişikliğinden ziyade Suudi Arabistan’a yönelik bir intikam ve baskı aracı olarak görünmektedir. Zira Türkiye, bu dönemde de Yemen’deki insani krize somut bir müdahalede bulunmamış, yalnızca söylem düzeyinde kalmıştır.
Üçüncü Evre: Suudi Arabistan’a Yeniden Yakınlaşma (2022’den Günümüze)
2022’den itibaren Suudi Arabistan ile ilişkilerin düzeltilmesi sürecinde Yemen politikası yeniden değişmiş ve Erdoğan, Husiler konusunda Suudi Arabistan’ın hassasiyetlerini paylaştığını ifade etmiştir. Temmuz 2023’te Riyad ziyaretinde Husileri hedef alan ortak bildiriyi imzalamıştır.
Bu son evrede Türkiye, Suudi Arabistan’ın Yemen politikasını adeta onaylamakta ve Husileri bir tehdit olarak görmektedir. Bu durum, el Buhayti’nin Türkiye hükümeti Suudi Arabistan’ın yanında yer alarak Yemen’e karşı yürütülen saldırılara ortak olmaktadır iddiasını güçlendirmektedir.
Bu örüntü açıktır: Türkiye’nin Yemen politikası ilkelere veya uzun vadeli stratejiye değil Erdoğan ile Suudi liderlik arasındaki kişisel ilişkiye dayanmaktadır. Bir yorumcunun belirttiği gibi, ilkelere ve stratejiye değil uygulayıcının taktik ilişkilerine dayanan bir dış politika dalgalar tarafından yutulur ve kayalara çarpar.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Türkiye’nin Yeni Konumu
7 Ağustos 2026’da Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye’nin Yemen politikasındaki son evreyi simgelemektedir. Anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Bu madde, bazı analistler tarafından NATO’nun 5. maddesine benzetilmektedir.
Anlaşma kapsamında 5 Ekim 2026’da Riyad’da yapılan olağanüstü toplantıda, askeri kuvvetler ile yeteneklerin Suudi Arabistan’a hızlı şekilde konuşlandırılması kararı alınmıştır. Bu karar, el Buhayti’nin Türkiye ve Pakistan müdahil olursa onları demir yumrukla vuracağız tehdidini doğrudan tetiklemiştir.
Türkiye “Dışişleri Bakanı” CİA cı Hakan Fidan, anlaşmanın savunma anlaşması olduğunu ve Türkiye’nin başka bir ülke toprağına asker gönderip orada bir saldırı yapmayacağını açıkça beyan etmiştir. Reuters’a konuşan Türk yetkililer, mevcut desteğin askeri ekipman, istihbarat paylaşımı ve silah sistemleri ile sınırlı olduğunu belirtmektedir. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a desteğinin ağırlıklı olarak savunma amaçlı olduğu, bunun hava savunma sistemleri, insansız hava aracı operatörleri ve istihbarat gözetleme keşif kapasitesini içerdiği ifade edilmektedir. Anlaşmanın henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmamış olması nedeniyle desteğin şimdilik ikili düzeyde yürütüldüğü belirtilmektedir.
Ancak bu açıklamalar el Buhayti’nin eleştirilerini çürütmemektedir. Türkiye, Suudi Arabistan’a verdiği her türlü askeri destekle Yemen’e karşı yürütülen bir savaşta dolaylı olarak taraf olmaktadır. Savunma amaçlı olduğu iddia edilen bu desteğin Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırı kapasitesini artırdığı açıktır.
El Buhayti’nin İddialarının Eleştirel Değerlendirmesi
Yemen’in Meşru Müdafaa Hakkı
El Buhayti, Suudi Arabistan’ın saldırgan konumda Yemen’in ise meşru müdafaa hakkını kullanan tarafta olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia uluslararası hukuk açısından haklı bir sebeptir. Suudi Arabistan’ın 2015’ten bu yana Yemen’e yönelik saldırılarının binlerce sivilin ölümüne yol açtığı gerçeği inkâr edilemez.
Suudi Arabistan, Yemen’e karşı zalimce bir kuşatma uygulamış ve petrol ile gaz servetlerini yağmalamıştır. Bu durum kıtlık, kötü beslenme ve tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle milyonlarca Yemenlinin ölümüne yol açmıştır. El Buhayti’nin bu tespitleri uluslararası kuruluşların raporlarıyla da desteklenmektedir.
İnsani felaketin boyutunu abartmak zordur. Savaştan önce Arap Yarımadası’nın en yoksul ülkesi olan Yemen’in altyapısı sistematik olarak yıkılmış, sağlık sistemi çökmüş ve nüfusu kıtlığın eşiğine itilmiştir. Suudi liderliğindeki abluka, gıda, ilaç ve yakıtın sivillere ulaşmasını engellemiş ve birçok uluslararası hukuk bilgini tarafından toplu cezalandırma olarak nitelendirilen bir durum yaratmıştır.
Gazze ile Bağlantı İddiası
El Buhayti şu soruyu sormaktadır: Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan hükümetleri neden Gazze’deki soykırım suçlarının durdurulması ve halkımızın kuşatmasının kaldırılması için İslami bir koalisyon oluşturmadı da bugün Yemen’e karşı bir saldırı koalisyonu kurmaktadır?
Bu soru son derece haklı ve rahatsız edicidir. Yemen, Gazze’deki mazlum kardeşlerinin yanında askeri olarak duran ve Amerika, İngiltere ve Siyonist rejimle doğrudan askeri çatışmaya girerek pek çok fedakârlıkta bulunan tek Müslüman devlettir. Yemen’in Gazze’deki kardeşlerini destekleyen askeri operasyonları etkili olmuş, Eilat Limanı’nın kapatılmasına yol açmış ve milyonlarca Siyonist’i her gece sığınaklara ve barınaklara kaçmaya zorlayarak Gazze’deki kuşatmayı kırma konusunda büyük bir baskı oluşturmuştur.
Buna karşılık Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Gazze için İslami bir koalisyon kurmamış ancak Yemen’e karşı bir saldırı koalisyonu kurmaktadır. Bu durum el Buhayti’nin Bu koalisyonun amacının Yemen’i cezalandırmak olduğunu göstermez mi sorusunu haklı çıkarmaktadır.
Karşıtlık çarpıcıdır. Yemen, Gazze’ye destek için somut, maliyetli ve askeri açıdan anlamlı eylemlerde bulunmuştur. Deniz yollarını kesintiye uğratmış, stratejik bir limanı kapatmış ve büyük bir gücü askeri kaynaklarını başka yöne kaydırmaya zorlamıştır. Bu arada Yemen’e karşı koalisyon oluşturan üç ülke Gazze için karşılaştırılabilir hiçbir şey yapmamıştır. Mantıksal sonuçtan kaçınmak zordur: koalisyon adalet veya güvenlikle ilgili değil bağımsız ve etkili hareket eden bir devleti cezalandırmakla ilgilidir.
Mekke ve Medine İddiaları
El Buhayti, Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelttiği Mekke ve Medine’yi hedef alma suçlamalarının hiçbir temel dayanağı olmadığını belirtmektedir. Bu iddia son derece yerindedir. Yemen, İslami mukaddesatı savunmada en önde gelen Müslüman ülkelerden biri olmuştur.
Örneğin Trump, Mekke’i Mükerreme’yi çöp variline benzeten çirkin bir resim yayınladığında Yemen halkı hükümetiyle ve milletiyle ayağa kalkmıştı. Buna karşılık Suudi Arabistan liderliği, Trump’ı savunmak ve Mekke’i Mükerreme’ye yönelik hakaretlerini meşrulaştırmak için medyasını seferber etmişti. Bu durum Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine’yi savunma söyleminin ne kadar samimiyetsiz olduğunu göstermektedir.
El Buhayti’nin Mekke ve Medine’yi hedef alma konusunda kimin menfaati olabilir? Suudi rejimi Müslümanların sempatisini suiistimal etmek istemiyor mu sorusu son derece isabetlidir. Suudi rejimi, Yemen’i bu tür suçlamalarla yaftalamak ve dünya Müslümanlarının sevgisini istismar etmek amacıyla Mekke’i Mükerreme’yi ve Medine’i Münevvere’yi doğrudan hedef alarak bu suçlamaları Yemen’e yapıştırmaktadır.
Dini duyguların silah haline getirilmesi bu çatışmanın en alaycı yönlerinden biridir. Suudi Arabistan, Yemen’i İslam’ın en kutsal mekânlarını hedef almakla suçlayarak siyasi ve askeri bir çatışmayı dini bir çatışmaya dönüştürmeye ve böylece Müslüman kamuoyunu Yemen’e karşı harekete geçirmeye çalışmaktadır. Bu taktik, dünya Müslümanlarının gerçek dini bağlılığını siyasi amaçlar için istismar etmektedir.
Aksa Konumu ve Mukaddesat Hiyerarşisi
El Buhayti ayrıca Yemen halkının Aksa’nın özgürleştirilmesini ilk hedefleri arasına koyduğunu çünkü Aksa’nın iki şerefli mekânın üçüncüsü olduğunu belirtmektedir. İlk iki harem olan Mekke’i Mükerreme ve Medine’i Münevvere’yi temsil eden mukaddes yerler hedef alınırken Yemen’in hedef alınması akla uygun mudur diye sormaktadır.
Bu retorik soru Suudi anlatısındaki temel bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Suudi Arabistan İslami mukaddesata gerçekten önem veriyorsa neden İslam’da kutsal bir mekân olan Aksa için karşılaştırılabilir bir eylemde bulunmamıştır? Cevap, Suudi Arabistan’ın İslami mukaddesata ilgisinin seçici ve siyasi amaçlı olduğudur. Mekke ve Medine’nin savunulmasını retorik bir kalkan olarak kullanırken Filistinlilerin acısını ve Aksa’nın işgalini görmezden gelmekte veya küçümsemektedir.
Türkiye’nin Çelişkili Konumu ve Sert Eleştiri
Türkiye’nin Yemen politikası baştan sona çelişkilerle doludur. 2015’te Suudi Arabistan’a destek veren, 2019’da Suudi Arabistan’ı eleştiren ve 2022’den itibaren yeniden Suudi Arabistan’a yakınlaşan Türkiye tutarlı bir Yemen politikasına sahip değildir.
Bu tutarsızlık Türkiye’nin Yemen’deki insani krize yönelik samimiyetsizliğini göstermektedir. Türkiye, Yemen’deki mazlumların yanında yer almak yerine Suudi Arabistan’ın stratejik çıkarlarına hizmet etmektedir. Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde Suudi Arabistan’a verilen askeri destek bu durumun en açık kanıtıdır.
Türkiye’nin savunma amaçlı olduğunu iddia ettiği bu destek gerçekte Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırı kapasitesini artırmaktadır. Türkiye, başka bir ülke toprağına asker göndermeyeceğini beyan etse de Suudi Arabistan’a verdiği istihbarat, silah sistemleri ve askeri ekipman desteğiyle dolaylı olarak Yemen’e karşı yürütülen savaşa ortak olmaktadır.
El Buhayti’nin Ey şerefli Türk halkı! Biz Yemen’de çok iyi biliyoruz ki Türk halkının ezici çoğunluğu Yemen mazlumlarıyla empati kurmakta, Yemen’in yanında yer almakta ve Suudi saldırganlığına karşı durmaktadır tespiti, Türk hükümeti ile Türk halkı arasındaki görüş ayrılığını gözler önüne sermektedir. Türk halkı Yemen’deki mazlumların yanında yer alırken Türk hükümeti Suudi Arabistan’ın yanında yer almaktadır.
Bu görüş ayrılığı yalnızca Yemen’e özgü değildir. Gazze’den Suriye’ye ve daha geniş Orta Doğu’ya kadar bir dizi konuda Türk kamuoyu, Filistin ve emperyalizm karşıtı davaya Türk hükümetinin fiili politikalarından daha sempati duyma eğilimindedir. Hükümetin pragmatik hesaplamaları çoğu zaman halkın ahlaki sezgileriyle çatışmaktadır. Ancak bir demokraside dış politikayı belirleyen hükümettir ve halkın ahlaki sezgileri kurumsal bir kanaldan yoksun kalmaktadır.
Sorulması gereken soru şudur: Türkiye bu hizalanmadan ne kazanmaktadır? Suudi Arabistan güvenilir bir müttefik değildir. Kendi gündemi, Washington ve Tel Aviv ile kendi ilişkileri ve bölgeye dair kendi vizyonu vardır. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a askeri desteği Türk çıkarlarını ilerletmemekte yalnızca Türk dış politikasını Suudi önceliklerine tabi kılmaktadır. Bu düzenlemenin tek faydalanıcısı kendisine hiçbir maliyet olmadan ek askeri kapasite ve siyasi meşruiyet kazanan Suudi rejimidir.
Daha Geniş Bölgesel Bağlam
Yemen çatışması daha geniş bölgesel dinamiklerden ayrı düşünülemez. Yemen’deki savaş yalnızca bir iç savaş değildir; Suudi Arabistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in dahil olduğu bir vekâlet çatışmasıdır. Husiler İran ile hizalıyken Suudi destekli Yemen hükümeti Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez monarşileriyle hizalıdır.
Türkiye’nin Mekke İttifakı’na katılma kararı onu bu vekâlet çatışmasının bir tarafına sağlam biçimde yerleştirmektedir. Türkiye, Suudi Arabistan’ın yanında Husilere karşı hizalanarak fiilen bölgedeki İran karşıtı koalisyonla hizalanmaktadır. Bu hizalanmanın Yemen’in ötesinde sonuçları vardır. Türkiye’nin İran ile ilişkisini, daha geniş Orta Doğu’daki konumunu ve Müslüman dünyadaki itibarını etkilemektedir.
İronik olan şudur ki Türkiye son on yılda Müslüman dünyada hem Batı emperyalizmini hem de Körfez monarşilerini eleştiren bağımsız bir ses imajı geliştirmek için çaba harcamıştır. Bu imaj şimdi Türkiye’nin Yemen’e karşı bir koalisyona katılma kararıyla paramparça olmuştur. Türk hükümeti Suudi Arabistan ile hizalanırken bağımsız imajını koruyabileceğine inanabilir ancak ikisi bağdaşmaz. Türkiye Suudi Arabistan’a güç konuşlandırmayı kabul ettiği anda bağımsızlık iddiasından vazgeçmiştir.
Sonuç: Bir Çağrının Haklılığı
Muhammed el Buhayti’nin Türk halkına yönelik çağrısı, Türkiye’nin Yemen politikasındaki çelişkiler ve Suudi Arabistan’a verdiği destek nedeniyle haklı bir eleştiridir. Türkiye Gazze için İslami bir koalisyon kurmazken Yemen’e karşı bir saldırı koalisyonuna katılmaktadır. Bu durum Türkiye’nin İslam dünyasındaki liderlik iddiasıyla çelişmektedir.
Türkiye’nin Yemen politikası stratejik çıkarlar ile ahlaki değerler arasındaki gerilimi yansıtmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki Yemen’deki mazlumların yanında yer almak yalnızca ahlaki bir sorumluluk değil aynı zamanda Türkiye’nin kendi itibarı ve geleceği açısından da bir zorunluluktur.
El Buhayti’nin çağrısı Türk halkına bir uyarıdır: Hükümetinizin Yemen politikasını sorgulayın. Çünkü bugün Yemen’de zulme ortak olanlar yarın aynı zulmün hedefi olabilirler.
Daha derin soru Türkiye’nin Suudi Arabistan’ı mı yoksa Husileri mi destekleyeceği değildir. Daha derin soru Türkiye’nin ilkelere dayanan bağımsız bir dış politikaya sahip olup olmayacağı yoksa liderliğinin kişisel ilişkilerine dayanarak zikzak çizmeye devam edip etmeyeceğidir. Bu soru yanıtlanana kadar Türkiye’nin Yemen politikası bir utanç kaynağı ve Türk dış politikasındaki daha derin bir rahatsızlığın sembolü olarak kalacaktır.
Kaynakça
CGTN. (2026, 6 Ekim). Pakistan, Türkiye agree to deploy forces to Saudi Arabia amid Houthi threats. https://news.cgtn.com/news/2026-10-06/Pakistan-T-rkiye-agree-to-deploy-forces-to-Saudi-Arabia-1R0VOzWedZS/p.html
CGTN Türk. (2026, 5 Ekim). Mekke Anlaşması kapsamında Suudi Arabistan’a asker konuşlandırılacak. https://www.cgtnturk.com/mekke-anlasmasi-kapsaminda-suudi-arabistana-asker-konuslandirilacak
Daily Times. (2026, 21 Eylül). Houthis warn Pakistan and Türkiye against military intervention in Yemen. https://dailytimes.com.pk/1555960/hoiuthis-warn-pakistan-and-turkiye-against-military-intervention-in-yemen/
DW. (2026, 6 Ekim). Pakistan, Turkey boost role in Yemen’s Houthi-Saudi conflict. https://www.dw.com/en/saudi-arabia-pakistan-turkey-could-the-mecca-defense-pact-become-a-game-changer-in-the-war-against-the-houthis-in-yemen/a-79577245
Gazete Oksijen. (2026, 7 Ekim). Reuters: Türkiye, Suudi Arabistan’a silah sistemleri gönderiyor. https://gazeteoksijen.com/dunya/reuters-turkiye-suudi-arabistana-silah-sistemleri-gonderiyor-291957
Cumhuriyet. (2026, 9 Ekim). Mehmet Ali Güller: AKP’nin Yemen zikzakları. https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/akp-nin-yemen-zikzaklari-2545257
Anadolu Ajansı. (2026, 8 Ekim). Bakan “Hakan Fidan”: Mekke Anlaşması bir saldırı anlaşması değil. https://mobile.aa.com.tr/tr/gundem/bakan-fidan-mekke-anlasmasi-bir-saldiri-anlasmasi-degil/4082098
TV5 Haber. (2026, 14 Mart). Husi yetkili Buhayti: İran’ın yanında durma kararı alındı, savaşa katılımımız zaman meselesi. https://www.tv5.com.tr/husi-yetkili-buhayti-iranin-yaninda-durma-karari-alindi-savasa-katilimimiz-zaman-meselesi
Arab48. (2026, 7 Ekim). https://www.arab48.com

