Kur’an, insanlığa indirildiği dil olan Arapçayla sadece kelimeleri değil, düşünme biçimini de taşır. Ancak bu dilin yapısı, Türkçe gibi kökten farklı bir dile aktarıldığında, anlam çoğu zaman daralır, kalıplaşır veya mecazın içinde kaybolur. İlginç olan şu ki, Kur’an’ın Arapça metnini önce İngilizceye çevirip, oradan Türkçeye aktardığımızda anlam çoğu zaman daha derin, daha tutarlı ve daha anlaşılır hale gelir. Bu Osmanlı dili içende böyledir.
Bu durum ilk bakışta şaşırtıcı görünse de dilbilimsel olarak son derece mantıklıdır. Arapçanın kök temelli anlam sistemini İngilizce’nin açıklayıcı yapısı daha doğru taşır; çünkü İngilizce, kavramları açarak anlatır, soyutlamayı tercih eder. Türkçe mealler ise genellikle geleneksel, mecazi ve Osmanlıca kalıplara sıkışmış bir dille yazıldığı için, kelimelerin özündeki düşünsel zenginlik aktarılmaz.
Böylece ortaya şu gerçek çıkar:
Kur’an’ı anlamanın yolu sadece kelimeleri çevirmek değil, anlamın zihinsel yapısını yeniden kurmaktan geçer. Ve bazen bu yeniden kurulum, İngilizce gibi kavramsal dillere uğrayarak Türkçede daha doğru karşılığını bulur.
1. Arapça’dan Türkçe’ye doğrudan çeviri sorunu
Arapça ve Türkçe tamamen farklı dil ailelerinden gelir:
Arapça: Sami dili (kök ve kalıp sistemiyle çalışır, her kelimenin kökü anlam taşır).
Türkçe: Ural-Altay kökenli eklemeli bir dildir (anlamı eklerle kurar).
Bu fark yüzünden, Arapça bir kelimenin taşıdığı çok katmanlı anlam Türkçede tek bir kelimeyle karşılanamaz.
Örneğin:
“Rahman” kelimesi hem sevgiyle merhamet eden hem yaratılışta koruyan anlamı taşır. Türkçe “merhametli” dediğimizde bu derinlik kaybolur.
2. İngilizce ara dilin neden daha “anlamlı” göründüğü
İngilizce, Türkçeye göre daha soyut düşünme ve tanımlayıcı açıklama imkânı verir. Modern İngilizce çeviriler (özellikle akademik olanlar, örn. Sahih International veya Yusuf Ali) kelimenin kök anlamını açıklayarak verir:
“Rahman: The Most Compassionate, whose mercy encompasses all creation.”
Bu açıklayıcı biçim Türkçeye çevrildiğinde:
“Rahman: Bütün yaratılışı kuşatan en şefkatli olan.”
şeklinde, asıl derinliğe daha yakın bir ifade çıkar.
Yani İngilizce, yorumlu çeviri yaparak anlamı açar;
Türkçeye doğrudan Arapçadan çevrilen metinlerde ise kısa, mecazi ve eski dil kullanılır (örnek: “esirgeyen, bağışlayan”), bu da anlamı daraltır.
3. Türkçe meallerin tarihi etkisi
Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren yapılan Kur’an çevirileri (Elmalılı, Diyanet vb.) daha çok Osmanlıca kalıplar ve dini edebi üslup ile yazıldı.
Bu nedenle modern Türkçeye çevrilmiş olsalar bile, kelimelerin düşünsel karşılıkları değil, dinsel alışkanlıkları korunur. Yani çeviri anlamı değil, geleneği taşır.
İngilizce çeviriler ise daha çok anlam merkezli ve akademik yaklaşır. ATATÜRK BUNU KEŞFETMİŞ, ancak din konusuna girmeyip, DİN konusunu yetkin olan kişilere bırakmış, ancak uygulama sahasında, bu düşünsel ve gerçek olan bilgileri yaşama geçirmiştir.
4. Özetle
Kaynak Yaklaşım Sonuç
Arapça → Türkçe Kelime karşılığı / geleneksel Dar ve mecazî anlam
Arapça → İngilizce Açıklamalı, anlam odaklı Derin ve açık anlam
İngilizce → Türkçe Modern dil + açıklama aktarımı Daha anlaşılır ve tam anlamlı
Sonuç:
Kur’an’ın anlamını tam hissedebilmek için dilsel karşılıkların ötesinde, kavramsal açıklama gerekir.
İngilizce bu açıklamayı veriyor; Türkçe meallerde ise genellikle sadece “kelime karşılığı” var.
GERÇEK BİR ATATÜRKÇÜ KİMLİK nasıl oluşur diye baktığımızda, Tüm hayatın, bize sunduğu bilgileri özümsüyerek bulunacak ortak aklın yaşama indirgenmesidir. KEMALİZMİN gerçek karşılığı budur.
Onun için ATATÜRK’ÜN yüksek ve sınırsız zekasını yaşam formülüne çevirdiğimizde mükemmel insan ortaya çıkar.
Dogmalara inanmaz, verilenle mutlu olmaz, daima ilerisi için düşünce ve formüller üretir. Ve böyle bir insan için karamsarlık yoktur. ATATÜRK’ÜN Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim sözü, bu anlayışla ve altında kurulan eğitim sistemi ile MÜKEMMEL insana açılan yoldur. O zaman CUMHURİYET İLELEBET PAYİDAR OLUR.
Ve bunun olmaması için, eğitim sistemleri bozuldu. Düşünemeyen verilenle yetinen insan yetişti.
Fuat Yeşilkaya

