İngiliz aydınları 1860’lardan başlayarak bir şeyi öne çıkardılar. Arkeolojik kazılarda Türk kazılarının üzerini kapattılar ve Türk uygarlığının ortaya çıkmasını gölgelediler. Yine Türk Cumhuriyet sistemini bildikleri halde, en iyi tanık oldukları halde üstünü kapattılar. Cumhuriyet kavramı yerine Fransız Cumhuriyeti’ne rağmen demokrasi sözcüğünü ele aldılar. Yenileşmenin, çağdaşlaşmanın ve modernleşmenin, gelişmenin kriteri olarak Cumhuriyet değil demokrasiyi alternatif koydular. Dolayısıyla bugün ne kadar ayrılıkçı, ne kadar etnik anlayışlı politikaları savunanlar varsa hiçbirisi Cumhuriyet sözcüğünü telaffuz etmiyor.
Aynı şekilde bugün geçmişte Sovyetlerin ideolojisini savunduğunu söyleyen grup ve hareketler, Sovyet’in bir meclis olduğunu, meclis eksenli bir yapı olduğunu seslendirmiyorlar. Cumhuriyetçi davranmıyorlar. Demokrasici davranmıyorlar. Sosyalist demokrasi diyorlar. Sosyal demokrasi kavramını kullanıyorlar ama cumhuriyet kavramını kullanmıyorlar. Yani sosyal cumhuriyet demiyorlar ya da sosyalist cumhuriyet demiyorlar. Dolayısıyla bir cumhuriyet karşıtlığı var. Nerede var? Ümmetçilerde var, enternasyonalistlerde var, etnikçilerde var. Bunun kaynağı İngiltere sömürgeciliğine dayanıyor.
İngiltere ve emperyalist sömürgecilik anlayışı, bu Cumhuriyet yerine demokrasiyi muadil ya da yerine koyma yaklaşımıyla kendi kavramlarıyla yönünü değiştirmiş oluyor. Şimdi en devrimci, yenilikçi olduğunu düşünen hareketler; İslamcılardan işçi hareketlerine kadar demokrasi diyorlar ama asla cumhuriyet demiyorlar. Çünkü hepsinin ideolojik kaynağı, beslendikleri yer İngiltere. İngiliz politikaları üzerine kurulu.
Dolayısıyla küresel sermaye ve küresel egemenlik İngiliz politikalarını, İngiliz sistemini egemen kılıyor. Ve bugün ulus devletlerin altını oyabilmekte, üniter devletleri dağıtıp federatif şehir devletlerine dönüştürmede en güzel araç, yani en güzel çözücü demokrasi kavramı oluyor. Yani aslında deformasyon, yani dağıtmak ve bozmak üzerine kurulu. Muhalefet bile, toplumsal muhalefet bile buna endeksleniyor.
İktidara gelmek ve iktidarın en iyisini yürütmek üzerine konumlanmış bir muhalefet hareketi değil; iktidarı, devleti ve ulusal bütünlüğü dağıtıcı ve bozucu muhalefet politikaları oluşturuluyor. Kadın haklarından çevre haklarına, hayvan haklarından tüketici haklarına kadar bir ulus ve üniter devlet karşıtlığı üzerine bir toplumsal muhalefet işleniyor. Sonuç, dağıtılmaya ve ayrıştırmaya götürülecek şekilde şekilleniyor.
Halbuki ne yapılması gerekiyor? Cumhuriyet ekseninde temsil edilmesi gerekiyor. Toplumsal siyasal akımların çıkıp, mesleklerin doğrudan temsiliyle temsilciler meclisinin oluşmasını savunmaları gerekiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimle partilerin getirmiş olduğu milletvekilleriyle değil; çiftçilerin, işçilerin, esnafların, kadınların, gençlerin, engellilerin ve daha birçok toplumsal kesimin, zümrenin ve sınıfın doğrudan temsiline dayalı bir meclisin oluşmasını istemeleri gerekiyor. Bunu hiç kimse seslendirmiyor, çünkü işlerine gelmiyor.
Meclisin kuruluş ana tüzüğünün hazırlanmasında bile meslek esası vardır. İzmir İktisat Kongresi diyoruz; orada meslek esası vardır. Yani sınıfların, zümrelerin ve bütün toplumsal kesimlerin menfaatlerini koruyacak ve eşit düzeyde bir hukuk devleti çerçevesinde Cumhuriyet Anayasası ekseni üzerinde vatandaşlık hukuku ile bir araya gelebileceğini, temsil edilebileceğini savunan hiçbir siyasi akımı göremiyorum.
Halbuki bunun dillendirilmesi gerekiyor. Yapmıyorlar. Nedeni tam da söylediğimiz demokrasi kavramından kaynaklanıyor. Krallığın olduğu yerde hizmetkârları seçme sistemi demokrasi oluyor. Ama Cumhuriyet dediğimiz zaman, halkın kendi yöneticilerini kendisinin tayin etmesi demektir; seçmesi değil. Bizzat içinden temsilcilerini çıkararak oraya göndermesi, ondan hesap sorması, onu üretken kılması, denetlemesi ve desteklemesi anlamına gelir.
Bugün bizim Atatürk’ten sonra yaşadığımız en büyük sıkıntı budur. Zaten altın çağı olarak görebileceğimiz on beş yıl içerisindeki mucizelerin gerçekleşmesinin temel nedeni de buradan kaynaklanıyor. Cumhuriyetten ve yurttaşlık hukukundan kaynaklanıyor.
Bugün bizim yurttaşlık hukukumuzu yok sayıyorlar ve etnikleştirerek alt kimlikler oluşturuyorlar. Cemaatlerin ve toplulukların eline eşit yurttaşlık sistemi diye saçma sapan şeyler söylettiriyorlar. Var olan, kurulmuş olan sistemin hukuki yapısını yok sayarak; sanki seçkinler, elitler cumhuriyeti ya da ırklar ve sosyal sınıflar iktidarı oluşturmuş gibi bir eşitlik anlayışıyla ayrıştırmaya götürülüyor.
Toparladığımızda şunu söyleyebiliriz: İngiliz emperyalizmi demokrasiyi kendi sömürge sistemi için seçmiştir ve bu kavramı herkese ezberletmiştir. Sosyalist demokrasiden liberal demokrasiye, çoğulcu demokrasiden katılımcı demokrasiye kadar herkes demokrasi sözcüğünü tekrar edip adeta sakız gibi çiğnemektedir. Bu anlayış İngiltere’nin ve küresel emperyalizmin işini kolaylaştırmaktadır. Hiç kimse cumhuriyet kavramını sahiplenmiyor, yer vermiyor, desteklemiyor ve cumhuriyet anlayışı üzerinden hareket etmiyor.

