Sarayın Gölgesinde Bir Taşeron İktidar: AKP’nin Beyaz Saray ve İsrail’e Bağımlılığının Bir Eleştirisi
Sefa Yürükel
Bu makale, Türkiye’deki iktidar bloğunun emperyal bir taşeron olarak işlev gördüğünü; ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarlarına hizmet eden bir alt birim haline geldiğini savunmaktadır. İktidarın “milli irade” ve “bağımsızlık” retoriği ile pratikte izlediği politikalar arasındaki uçurum, bu tezi destekleyen en çarpıcı kanıttır. Makale; iktidarın dış politikada ABD-İsrail eksenine teslimiyetini, ekonomik bağımlılığını, Suriye politikasını, Filistin meselesindeki tutumunu ve MİT-Suriye görüşmeleri gibi somut olayları ele alarak “Saray”ın gerçekte kime hizmet ettiğini sorgulamaktadır. Bu eleştiri, yalnızca bir siyasi muhalefet değil; aynı zamanda Türkiye’nin egemenliğinin ve milletin bağımsızlık iradesinin nasıl gasp edildiğinin bir tespitidir.
Saray Retoriği ve Taşeron Gerçeği
“Milletin adamı” söylemiyle iktidara gelen AKP, 25 yıllık iktidarı boyunca “bağımsız Türkiye”, “dünya lideri”, “yeni Türkiye” retoriğini sürdürmüştür. Bu retorik, geniş halk kitleleri nezdinde bir “büyük Türkiye” hayali üretmiş; ancak bu hayalin arkasında çok daha farklı bir gerçeklik yatmaktadır.
Bu gerçeklik, Türkiye’nin emperyal çıkarlara hizmet eden bir taşeron devlet haline geldiğidir. “Saray” olarak adlandırılan iktidar merkezi, ABD’nin ve İsrail’in bölgesel çıkarlarına hizmet eden bir alt birimdir. Bu iddia, yalnızca bir komplo teorisi değil; somut olaylar, ekonomik bağımlılık ilişkileri ve dış politika kararlarıyla desteklenen bir tespittir.
Bu makale, bu tespiti sert bir eleştiri çerçevesinde sunmakta; “Saray”ın gerçekte kime hizmet ettiğini ortaya koymaktadır.
Ekonomik Teslimiyet: Borç, Faiz ve Sermaye Bağımlılığı
Dış Borç ve Sıcak Para Bağımlılığı
AKP iktidarı, Türkiye ekonomisini dış borç ve sıcak para bağımlılığı üzerine inşa etmiştir. 2002’de 130 milyar dolar olan dış borç, 2026 itibarıyla 500 milyar doları aşmıştır. Kısa vadeli dış borçlar, yüksek faizli krediler ve sıcak para akışı, Türkiye ekonomisini dış şoklara karşı savunmasız bırakmaktadır. Bu bağımlılık, iktidarın ekonomi politikalarını belirli dış aktörlerin tercihleri doğrultusunda şekillendirmesine yol açmaktadır.
“Faiz lobisi” söylemiyle iç kamuoyunu yanıltan iktidar, gerçekte uluslararası finans çevrelerine bağımlı hale gelmiştir. Yüksek faizli borçlanma, ülke kaynaklarının dış finans çevrelerine transfer edilmesi anlamına gelmektedir. Bu transfer, Türkiye’nin ekonomik egemenliğini erozyona uğratmaktadır.
Sermaye Sınıfının Siyasallaşması ve Dış Bağımlılık
İktidara yakın iş çevreleri, kamu ihalelerinden pay alarak zenginleşirken bu çevreler aynı zamanda uluslararası sermaye ile bağımlılık ilişkisi içindedir. Büyük müteahhitlik firmaları, Körfez sermayesiyle ve ABD merkezli finans kuruluşlarıyla işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliği, Türkiye’nin ekonomik kararlarının uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesine yol açmaktadır.
Dış Politikada Teslimiyet: ABD ve İsrail Eksenine Bağımlılık
Suriye Politikası: Emperyal Çıkarlara Hizmet
AKP iktidarının Suriye politikası, ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarlarına hizmet etmiştir. 2011’de Suriye’de başlayan iç savaşta AKP, ABD ve Batı’nın Suriye muhalefetini destekleme politikasını körü körüne izlemiş; ancak bu politika, Suriye’nin parçalanmasına, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve terör örgütlerinin güçlenmesine yol açmıştır.
Türkiye, Suriye politikasında ABD’nin PKK/YPG’yi desteklemesine yıllarca sessiz kalmış; hatta ABD ile ortak devriye görevleri yürütmüştür. Bu politika, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarına aykırı olmasına rağmen ABD ile ilişkileri bozmamak adına sürdürülmüştür.
Filistin Meselesi: Sözde Duruş, Gerçekte İşbirliği
AKP iktidarı, Filistin meselesinde “sözde” bir duruş sergilemekte; ancak pratikte İsrail ile işbirliğini sürdürmektedir. İsrail ile ticaret hacmi, AKP döneminde rekor seviyelere ulaşmıştır. İsrail ile diplomatik ilişkiler zaman zaman gerilse de ekonomik ve güvenlik işbirliği kesintisiz devam etmiştir.
İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım karşısında AKP iktidarı, yalnızca sözlü kınamalarla yetinmiş; somut yaptırım uygulamamıştır. Hatta İsrail ile ticaretin sürdürülmesi, “Filistin davasına ihanet” olarak nitelendirilmiştir.
MİT-Suriye Görüşmeleri: Emperyal Taleplerin Yerine Getirilmesi
MİT’in Suriye ile görüşmeleri, emperyal taleplerin yerine getirilmesinin somut örneğidir. MİT Müsteşarı İbrahim Kalın ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında gerçekleştiği iddia edilen görüşmede; PKK/YPG ile mücadelede ortak hareket etme, Suriyeli mültecilerin geri dönüşü, anayasa çalışmalarına destek ve silahlı muhalif grupların ikna edilmesi gibi konular ele alınmıştır.
Bu görüşmeler, ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarlarına hizmet etmektedir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma ve PKK/YPG ile mücadele, aslında İsrail’in “güvenli bölge” projesine hizmet etmektedir. İsrail, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasını kendi güvenliği için stratejik bir hedef olarak görmektedir. Türkiye’nin Suriye politikası, bu hedefe hizmet etmektedir.
İç Politikada Emperyal İşbirlikçilik
Fetullahçı Yapılanma ve ABD Bağlantısı
AKP iktidarı, 2016 darbe girişimi sonrasında Fetullahçı yapılanmayı “terör örgütü” ilan etmiş; ancak bu yapının ABD ile olan bağlantıları sorgulanmamıştır. Fetullah Gülen’in ABD’nin Pensilvanya eyaletinde ikamet etmesi ve iadesinin gerçekleşmemesi, bu bağlantının somut göstergesidir. ABD, Fetullahçı yapıyı Türkiye’ye karşı bir koz olarak elinde tutmakta; AKP iktidarı, bu duruma karşı etkili bir mücadele yürütmemektedir.
KCK Davaları ve Derin Devlet İşbirliği
KCK davaları, AKP iktidarının derin devletle ve emperyal güçlerle işbirliğini gözler önüne sermektedir. Bu davalarda Kürt siyasi hareketine yönelik sistematik baskı uygulanmış; ancak bu baskı, ABD ve İsrail’in “Kürt kartını” kullanma stratejisine hizmet etmiştir. Türkiye, kendi Kürt vatandaşlarını baskı altına alarak emperyal güçlerin bölgesel projelerine zemin hazırlamaktadır.
Mülteci Politikası: Emperyal Projeye Hizmet
AKP iktidarının mülteci politikası, emperyal projeye hizmet etmektedir. Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye kabul edilmesi, ABD ve Avrupa’nın bölgesel planlarına hizmet etmiştir. Türkiye, “mülteci deposu” haline getirilmiş; ancak bu politika, Türkiye’nin toplumsal dokusunu ve ekonomik dengesini bozmuştur.
Saray’ın Gerçek Sahipleri
Beyaz Saray’ın Taşeronu
AKP iktidarı, ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi”nin (BOP) taşeronu olarak işlev görmektedir. BOP, ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme projesidir. Bu proje, Türkiye’nin “ılımlı İslam” modeli olarak sunulmasını ve bölgesel dönüşümde aktif rol almasını öngörmektedir. AKP iktidarı, bu projeye hizmet etmiş; ancak projenin sonuçları Türkiye için felaket olmuştur: Suriye’nin parçalanması, Irak’ın istikrarsızlaşması, terör örgütlerinin güçlenmesi ve mülteci krizi.
İsrail’in Alt Birimi
AKP iktidarı, İsrail’in bölgesel çıkarlarına hizmet eden bir alt birim gibi çalışmaktadır. İsrail’in “güvenli bölge” projesi, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasını öngörmektedir. Türkiye’nin Suriye politikası, bu projeye hizmet etmektedir. İsrail ile ticaretin sürdürülmesi, Filistin meselesindeki sözde duruş ve MİT-Suriye görüşmeleri, bu bağımlılığın somut göstergeleridir.
Saray’ın Gerçek Sahipleri
Saray’ın gerçek sahipleri, Türk milleti değil; ABD ve İsrail’dir. Saray, milletin vergileriyle finanse edilmekte; ancak milletin çıkarlarına değil, emperyal çıkarlara hizmet etmektedir. Saray’da alınan kararlar, milletin iradesini değil; emperyal güçlerin taleplerini yansıtmaktadır.
Milletin Gasp Edilen Egemenliği
Milli İrade Retoriğinin İflası
AKP iktidarı, “milli irade” retoriğini sürekli olarak kullanmaktadır. Ancak bu retorik, bir aldatmacadır. Milli irade, seçim sandığına indirgenmiş; ancak seçim sonuçları, emperyal çıkarlar doğrultusunda şekillendirilmektedir. Milletin oyları, emperyal projelere hizmet eden bir iktidarı iktidarda tutmaktadır.
Egemenliğin Gasp Edilmesi
Türkiye’nin egemenliği, AKP iktidarı döneminde sistematik olarak gasp edilmiştir. Ekonomik bağımlılık, dış politika teslimiyeti ve iç politikada emperyal işbirlikçilik, Türkiye’nin bağımsızlığını ortadan kaldırmıştır. Türkiye, artık kendi kararlarını alamayan; emperyal güçlerin talepleri doğrultusunda hareket eden bir ülke haline gelmiştir.
Milletin Direnişi
Ancak millet, bu gaspı kabul etmemektedir. 2024 yerel seçimlerinde muhalefetin elde ettiği başarı, milletin emperyal işbirlikçi iktidara karşı direnişinin göstergesidir. Millet, kendi egemenliğini ve bağımsızlığını savunmaktadır.
Sonuç: Saray’ın Yıkılışı ve Milletin Kurtuluşu
Bu makale, sert bir eleştiri çerçevesinde AKP iktidarının bir taşeron iktidar olduğunu; ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet eden bir alt birim haline geldiğini savunmuştur. Bu tespit, yalnızca bir siyasi muhalefet değil; aynı zamanda Türkiye’nin egemenliğinin ve milletin bağımsızlık iradesinin nasıl gasp edildiğinin bir tespitidir.
Saray, milletin değil; emperyal güçlerin sarayıdır. Saray’da alınan kararlar, milletin değil; emperyal çıkarların yansımasıdır. Saray’ın ihtişamı, milletin yoksulluğu üzerine inşa edilmiştir.
Ancak saraylar, er ya da geç yıkılır. Milletin direnişi, emperyal işbirlikçi iktidarı er ya da geç devirecektir. Türkiye’nin geleceği, Saray’ın değil; milletin egemenliğine dayanmaktadır. Milletin bağımsızlık iradesi, emperyal güçlerin ve onların taşeronlarının karşısında er ya da geç galip gelecektir.
Çünkü milletler, taşeronlarla değil; bağımsızlık iradesiyle ayakta kalır.
Kaynakça
Aydınlık. (2026, 8 Ekim). CHP Sözcüsü Sarı’dan ‘Mekke Anlaşması’ tepkisi: ‘Süreç de-facto yürütülüyor’.
Aydınlık. (2026, 12 Ekim). AK Parti içindeki fon vurgunu sınavı: Hasbi dava adamlığı serbest piyasa hırsına yenik mi düşüyor?
Diken. (2025, 17 Ekim). Orhan Uğuroğlu: AKP’lilerin, dokunulmazlıklarıyla yargıdan kaçırıldıklarının ibret tablosu işte budur.
DW Türkçe. (2026, çeşitli tarihler). Türkiye’nin Suriye politikası, MİT-Suriye görüşmeleri ve dış politikadaki gelişmelere ilişkin haber ve analizler.
Euronews. (2026, 10 Şubat). Rapor: AB, yolsuzlukla mücadelede ivme kaybediyor.
Medyascope. (2026, çeşitli tarihler). Türkiye’nin dış politikası, ABD-İsrail ilişkileri ve Suriye politikasına ilişkin haber ve analizler.
Serbestiyet. (2026, çeşitli tarihler). Türkiye’de otoriterleşme, dış politika bağımlılığı ve emperyal işbirlikçilik tartışmalarına ilişkin analizler.
Sözcü. (2025, 24 Aralık). Bu lağımlar sizce patlar mı?
T24. (2026, 19 Temmuz). Mehmet Y. Yılmaz: Yolsuzluk bulaşıcıdır, balık da baştan kokar!

