CRISTIANO RONALDO SUUDİ ARABİSTAN’I TERK ETTİĞİNDE, MUHAMMED BİN SELMAN ÜLKEDEN KAÇACAKTIR!

20 Ekim 2026 / Budapeşte

Başlık güçlü bir iddia içeriyor. Prens Muhammed bin Selman’ın ülkeden kaçacağını, krallık rejiminin çökeceğini ve ülkenin büyük ihtimalle parçalanacağını iddia ediyoruz.

Aslında bu bir iddia değil bir projedir.

BOP Projesi ve Yarbay Ralph Peters

Konuyu kavrayabilmek için mutlaka Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ve projenin meşhur haritasını çizen Yarbay Ralph Peters’ın yazdığı bir makaleden haberdar olmamız gerekiyor.

Bunları daha önce yazdık ama tekrar hatırlatmakta fayda var. Yarbay Peters, BOP projesi resmi olarak piyasaya sürülmeden 3 yıl önce haritasını çizmiş ve 2001 yılında yayımladığı “İstikrar, Amerika’nın Düşmanıdır (Stability, America’s Enemy)” isimli makalesinde bu hain projenin gerçek amacını tüm çıplaklığıyla anlatmıştır.

Yarbay Peters’a göre, dünyanın istikrarlı olması, iş hayatına, dolayısıyla ABD’nin ekonomik çıkarlarına hizmet etmemektedir. Aksine Amerikan gücünün küreselleşmesi, çöken imparatorlukların yarattığı muazzam istikrarsızlıklar sayesinde olmuştur. Savaşlar, devrimler ve onlarca yıl yaşanan istikrarsızlıklar Amerikan mallarına pazar açılmasını sağlamış ve Amerikan yatırımcılarına yeni fırsatlar yaratmıştır. Yarbay Peters’ın burada “iş hayatı” ifadesiyle kastettiği benim Vatansız Para olarak adlandırdığım Küresel Sermaye Oligarşisi’dir. İstikrarsızlık ve savaşlardan da asıl kârı yapan ABD değil Vatansız Para’dır.

Anlayacağınız BOP, Vatansız Para’nın bir projesi olup hedef alınan 22 ülkenin istikrarsızlaştırılarak parçalanma projesidir. Biz bu gerçeği projenin ortaya atıldığı 2004 yılında Genelkurmay Başkanlığı karargâhında teşhis etmiş ve analizimizi komuta heyeti ve dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e arz etmiştik. Ne yazık ki projeye karşı olan kadrolar Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarla tasfiye edilirken hizmetkârlar uygun pozisyonlara getirilmiştir. Çünkü dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, projenin eş başkanı olmayı kabul etmişti.

Vatansız Para’nın Orta Doğu’yu parçalama projesinin izlerini günümüzde emekli Tümgeneral Tamir Hayman’ın İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde yazdığı bir makalede de gayet net görüyoruz:

“Savaş, İsrail’in ulusal güvenliği için vazgeçilmezmiş ve yerini barışa bırakamazmış, zira barış bir amaç değil yalnızca bir araçmış!”

Bölgede kurulan İsrail Devleti’nin kurulma amacının bölgeyi istikrarsızlaştırmak olduğunu birkaç defa yazmıştık. Hizmette kusur etmeyecekleri Hayman’ın satırlarından gayet net anlaşılıyor.

Bu istikrarsızlaştırma projesinde kullanılacak en büyük araç Yarbay Peters’a göre demokrasiymiş! “Çatırdayan, zayıf ülkelere demokrasi dayatması, baskıcı rejimler sayesinde zorbela bir arada yaşayan toplumların geride kalan sosyal bağlarını da iyice zayıflatacak toplumu etnik ve mezhep temelinde gruplaştırarak parçalanmasını sağlayacakmış”.

Bakın biz de “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” adı altında başlattığımız açılım projesi ile terörist başı Abdullah Öcalan’ı kurucu önder yaptık. Yakında villaya çıkartır hatta parti başkanı bile yaparız! Ne güzel öyle değil mi?

BOP Haritasında Suudi Arabistan

Şimdi gelelim Suudi Arabistan’a. BOP projesi haritasında Suudi Arabistan da parçalanmış olarak gösteriliyor: Haritada, kutsal şehirler Mekke ve Medine Suudi Arabistan’dan ayrılmış; önemli Şii topluluklarının yaşadığı petrol zengini bölge ve Dammam şehri Suudi Arabistan’dan kopartılmış; Ürdün güneye, Yemen kuzeye doğru Suudi Arabistan topraklarını kendilerine katarak genişlemiş; Suudi Arabistan Krallığı’na sadece Riyad ve etrafındaki çöl bırakılmış gözüküyor.

Peki bu proje ne zaman başladı? Hatırlatalım. 22 Mart 2015 tarihinde Sana’da bir Şii caminde hoca cuma namazı hutbesi veriyordu. Hutbede, “Amerika’ya ölüm!  İsrail’e ölüm! Yahudilere lanet olsun!” ifadeleri vardı. Hoca “Zafer İslam’ındır, Allahu ekber” dedi. Aynı esnada bir IŞİD’li intihar militanı ayağa kalkarak o da “Allahu ekber” diye bağırıp üzerindeki bombayı patlattı. İki Şii camisine yapılan eş zamanlı saldırılarda 173 kişi ölmüş 351 kişi yaralanmıştı.

Ardından ne oldu? Mezhep temelli iç savaş başladı. Suudi Arabistan liderliğinde, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Ürdün, Fas ve Mısır’dan oluşan koalisyonun uçakları, 26 Mart’tan itibaren ülkeyi bombalamaya koyuldu.

ABD Başkanı Trump, bir önceki Başkan Obama için “o IŞİD’in kurucusudur” demişti. IŞİD’i kuran Vatansız Para’ya çalışan ve bütün istihbarat örgütlerinin içine sızmış ayrı bir küresel istihbarat ağıdır. Sana’da yapılan camii saldırılarından, bahse konu istihbarat ağının Şii–Sünni ekseninde bir çatışma çıkartmak istediğini gayet net anlıyoruz. Yani Yemen ile Suudi Arabistan’ı savaşmasını isteyen bizzat Vatansız Para’nın ta kendisidir. Dolayısıyla Suudi Krallığı’nın ABD’den kendisini korumasını beklemesi kurbanlık koyunun kasabın bıçağını yalamasına benzer.

Amerikan İmparatorluğu’nun Açmazı

Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırma projesi hakkında bize önemli bilgiler veren kimselerden birisi de “Gölge CIA” olarak adlandırılan Stratfor’un kurucu başkanı George Friedman’dır. Friedman, 2009 yılında yayımladığı Gelecek Yüzyıl isimli kitabında; “ABD’nin savaşları kazanması gerekmediğini, bazı savaşlarda amacın kazanmak değil, istikrarsızlık yaratmak olduğunu, ABD’nin Avrasya’da kendisine rakip olabilecek güçlü devletlerin ortaya çıkmasını engellemesi gerektiğini, bir ülkenin ABD’ye meydan okuyabilecek güce ulaşmasını engellemek için düzeninin bozulması gerektiğini,” yazmıştır.

ABD’nin gerileyen bir güç olduğu artık herkes tarafından görülüyor. Yükselen güç ise Çin’dir. Diğer yandan Vatansız Para, ABD’ye tam hâkimken Çin’i kısmen kontrol edebilmektedir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan yeni dünya düzeni petrodolar mekanizması üzerine inşa edilmişti. Bu düzenin mihenk taşı ise dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan’dı. Petrolün dolar ile satılması düzenin devamını sağlıyordu. ABD ise dünya jandarması olarak düzeni koruma vazifesini üstlenmişti. Ancak Çin’in yükselişi dengeleri beklenenden daha hızlı bozuyordu. Çin’in üretim gücünün ABD’yi çok gerilerde bırakması, Suudi Arabistan gibi ülkelerin er ya da geç Çin’e tabi olmasını sağlayacaktı. ABD ve Vatansız Para bu gidişatı görmüştü. Orta Doğu zenginliğini Çin’e bırakmaktansa bölgeyi istikrarsızlaştırmak çok daha akılcı bir hamle olarak görüldü.

Suudi Arabistan’da üretilen petrolün varil başına maliyeti yaklaşık 3,5 dolardır. ABD’de ise petrolün üretim maliyeti eski kuyularda 43, yeni açılan kuyularda 66 dolara kadar çıkmaktadır.

ABD federal hükümetinin toplam borcu 40 trilyon doları geçmiştir. Suudi Arabistan gibi petrolü çok ucuza üreten Körfez ülkelerinin üretime ve ihracata devam etmesi ABD’deki petrol şirketlerini batırır. 40 trilyon doları aşan federal borca sahip bir ekonomi, bir de petrol ithal etmek zorunda kalırsa ayakta kalamayacaktır. Buna ilave olarak İran’ın yaptığı gibi Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin de Yuan ile petrol satmaya başlaması Amerikan Yüzyılının sonunu hızlandıracaktır. Hatta federal devletin tek parça kalması zmümkün olmayacaktır. İşte bunlar olmasın diye ABD, Körfez petrolünün çok uzun süre dünya piyasalarına çıkmasını engellemeye mahkûm olmuştur. İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısının arkasındaki asıl neden budur. İran’ı karşılık vermeye zorlamışlar ve sonuç itibariyle Hürmüz Boğazı’nı enerji ticaretine kapanmışlardır.

Arkasından Yemenli Husiler, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e açılan Doğu–Batı Petrol boru hatlarını vurmuş ve Babülmendep Boğazı’nı kontrol etmeye başlamıştır. Bu hattın ihracat kapasitesi de oldukça kısıtlanmıştır.

Suudi Arabistan’ı Parçalama Stratejisi

Bir ülkeyi parçalamak istiyorsanız öncelikle, 1. İç savaşı tetikleyecek etnik ve mezhep farklılıklarını körüklemeniz gerekir. 2. Ardından ekonomik alanda saldırılar gelmelidir. Ülkenin nakit rezervleri bitirilmeli ve gelir kaynakları azaltılmalıdır. 3. Bu arada halk merkezi yönetime başkaldırmaya hazırlanmalıdır. 4. Sonunda merkezi hükümet zayıflatılmalıdır. 5. Daha sonra sahte bayrak operasyonları ile iç savaş tetiklenerek parçalanma süreci başlatılabilir.

1. Suudi Arabistan’ın petrol rezervlerinin olduğu Doğu Bölgesi Şii nüfusu barındırmaktadır. Yemen ile savaş zaten Şii–Sünni rekabetine dayandırılmıştır. Anlayacağınız ülkede mezhep temelli bir çatışma potansiyeli vardır. Diğer yandan ülke çok sayıdaki kabilelerden oluşmaktadır. Ayrılık rüzgârları estiğinde her kabile kendi çıkarının peşine düşecektir.

2. Suudi Arabistan petrol zengini bir ülkedir ancak elindeki nakit paranın çoğunu harcamış bulunmaktadır. İran tehdidi ve ABD’nin zorlamasıyla silahlanmaya ciddi miktarda para yatırmıştır. Prens Muhammed Selman’a kim akıl verdiyse kısa ve orta vadede ülkeye hiçbir ekonomik getirisi olmayacak NEOM isimli proje başlatılmış, çölün ortasında sanayi, turizm ve teknoloji şehri yaratmak hayaliyle 64 milyar dolar nakit para beton dökülerek çöle gömülmüştür.

Suudi Arabistan’ın varlık fonunun dünya genelinde 900 milyar dolar civarında yatırımı vardır. Bunun 343,5 milyar doları ABD’de olup uzun vadeli menkul kıymet pozisyonundadır. Vatansız Para vermek istemezse Suudi Arabistan’ın bu paraları ihtiyaç halinde geri alması mümkün değildir. İran ve Rusya örnekleri ortadadır.

Suudi Arabistan’ın en önemli gelir kaynağı ise petrol ihracatıdır. İran’ın, Suudi Arabistan toprakları üzerinden yapılan ABD ve İsrail saldırılarına karşılık vermesi, arkasından Husilerin petrol tesislerine saldırması Aramco’nun petrol üretim kabiliyetini ciddi ölçüde düşürmüş, daha da önemlisi Hürmüz ve Babülmendeb Boğazlarının kapanması ihracat imkânlarını korkunç ölçüde sınırlandırmıştır. Suudi Arabistan’ın en büyük gelir kaynağı elinden alınmış bulunmaktadır.

3. Suudi Arabistan diğer Körfez ülkelerinden farklıdır. Diğerlerinin beslemek zorunda olduğu yerli nüfus çok azken Suudi Krallığı 20 milyon insanı beslemek zorundadır. Ülkenin neredeyse tamamı çöl olup ithalat olmadan bu nüfusu beslemesi imkânsızdır. Döviz geliri olmayınca kısa süre sonra halkta huzursuzluk başlayacaktır.

Suudi Arabistan yakın zamana kadar çok katı bir şeriat devleti idi. Din adamları üzerinden kraliyet ailesinin halk üzerinde büyük bir baskı ve etkisi vardı. Muhammed bin Selman kadınların başörtüsü zorunluluğunu kaldırma gibi birçok alanda halkın özgürlük alanlarını genişletti. Böylece halk bir anlamda özgürlük adına yönetime başkaldırmak için hazırlandı.

4. Ülkede zaten Suudi ailesi içinden kaynaklanan bir siyasi sorun var. Muhammed bin Selman veliaht prens olma sırasında değildi. Rakiplerini büyük baskı ve şiddetle sindirerek zorla bu koltuğa oturdu. Yaptığı operasyonlar esnasında birkaç prens öldü. Birçoğunun varlıklarına el konuldu. Tabii ki bu uygulamalar kendisine karşı aile içinden darbe girişimlerini tetikledi. Darbe girişimlerini şimdiye kadar atlatsa da iktidarı hiçbir zaman güvende değildir. Yemen’in saldırısı altında korkudan saklanarak her gün yer değiştirirken bir de darbe girişimi korkusuyla ülkeyi yönetmesi hiç de kolay olmayacaktır.

Suudi Arabistan koskoca bir çöldür. Ülke içinde şehirler arası kara ulaşımı neredeyse hiç yoktur. Başkent Riyad’ı ülkenin diğer şehirlerine özellikle iki uçtaki iki büyük şehir, Cidde ve Dammam’a sadece hava yolu ulaşımı bağlamaktadır. Husiler stratejik bir akılla başta Riyad olmak üzere önemli havalimanlarına füze saldırıları yapmakta, saldırıların doğrudan yerdeki yolcu uçaklarına yönelmesi çok büyük bir tehdit yaratarak yoğun uçuş iptallerine yol açmaktadır. Yaratılan korku nedeniyle hava trafiğinde belirli dönemlerde iptaller nedeniyle %44 gibi düşüşler yaşamıştır. Hava ulaşımının sekteye uğraması hem büyük ekonomik kayıplara neden olmakta hem de ciddi yönetim zafiyeti yaratmaktadır. Husilerin havalimanlarına taarruzlarının devam etmesi beklenmelidir.

Ülkede kara ulaşımının çok sınırlı olması merkezden uzak bölgelerde çıkacak ayaklanmalara müdahaleyi zorlaştıracaktır. Her bölgenin kendi kabile yapılanması olduğu düşünüldüğünde ekonomik krizle tetiklenecek ayaklanmalar parçalanmayı kolaylaştırır.

Suudi Arabistan’ı zor günler beklemektedir. Ünlü futbolcu Cristiano Ronaldo’nun kontratı tamamlanmadan önce ülkeyi terk etmesi, sonun başlangıcının işareti olacaktır.

Elma Şekeri

Ortada gerçek ama dikkat edilmesi gereken bir hikâye dolaşıyor. Bölgede üç tane gerçek devlet varmış, Türkiye, İran ve Mısır. Diğerleri sonradan ortaya çıkmış yapay devletlermiş. Bu söylem diğerlerinin parçalanmasının normal olduğu yönünde bir sübliminal mesaj vererek kamuoyunu bu plana hazırlamaktadır.

Irak ve Suriye parçalanırken Suudi Arabistan bu planlara hizmet etmişti. Şimdi sıra kendisine geldi. Vatansız Para, ABD ve İsrail, bölgede kendilerine müttefik ve hizmetkârlar bulmadan hiçbir ülkeyi parçalayamazlar. Komşusunun parçalanmasına hizmet eden aslında kendi sonunu hazırladığının farkında değildir. Dolayısıyla Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın parçalanma olayına kesinlikle müdahil olmaması gerekmektedir. Eğer ülke parçalanmaya yüz tutarsa kutsal toprakların yönetimi üzerinden bir müdahale zemini yaratılacaktır. Türkiye’ye kutsal toprakların kontrolü üzerinden bir elma şekeri uzatılabilir. Ankara, Mekke’yi alıyoruz diye kendi idam fermanını imzalamamalıdır.

Şii–Sünni çatışmasına taraftar olan haindir

Diğer bir önemli bir tuzak, Suudi Arabistan–Yemen Savaşına taraf olarak İran ile karşı karşıya gelip Vatansız Para’nın çok arzu ettiği Şii–Sünni eksenindeki mezhep savaşına katılmaktır. Bir ülkenin komşusundaki mezhep savaşını doğrudan veya örtülü desteklemesi çatışmanın zamanla kendi içine yansımasına sebep olacaktır. Sırça köşkte oturan başkasının evine taş atmamalıdır.

Suudi Arabistan ile yapılan Mekke anlaşmasının içeriği tam olarak bilinmemektedir. Bu anlaşmayı ileri sürerek Türkiye’yi Suudi Arabistan–Yemen savaşına taraf yapmak isteyen birisi çıkarsa bilin ki o içimize yerleştirilmiş haindir. Eğer Mekke Anlaşması devam edecekse Türkiye’nin yapması gereken ilk şey İran’ı mutlaka bu anlaşmaya dahil etmek olmalıdır.

Acı gerçekler

Türkiye, İran ve Mısır’da siyasal İslam temelinde inşa edilen rejimler olduğu müddetçe Vatansız Para’nın inanç üzerinden kurduğu tuzaklardan kurtulmak mümkün olmayacaktır. Bu ülkelere laik rejimler gelirse Yahudi aklının kurduğu inanç temelli fitne-fesat mekanizması otomatikman bertaraf olur. Vatansız Para, ABD ve İsrail’in siyasal İslam’ı desteklemesinin sebebi inanç aracını daha iyi kullanmak istemeleridir. Türkiye’de AKP işte bu maksatla iktidara getirilmiştir. AKP’nin iktidarı kaybetmesi en azından Türkiye’yi kurulan bu tuzağın dışında tutabilir. Bu arada şu noktanın altını çizelim. AKP’yi iktidardan düşürecek pek tabi ki sadece ve sadece halkın iradesi olmalıdır. “Kendi düşen ağlamaz”, “Ne ekersen onu biçersin” gibi güzel atasözlerimiz var, kulağınıza küpe olsun.

Suudi Arabistan’ın yapması gereken ilk şey ise ülkedeki Amerikan üslerini derhal kapatmak, arkasından Yemen ve İran’la müzakere masasına oturup gerekirse önemli tavizler vererek barışı sağlamaktır. Aksi takdirde hem kendi parçalanacak hem de onun yansımaları diğer Körfez ülkelerini vuracaktır.

Osman Başıbüyük

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir