GÜNEŞ YURDU ANADOLU…
Bazı zamanlar vardır,
insan yalnız yaşadığını değil;
yaşatmak zorunda olduğunu da fark eder.
Bazı zamanlar vardır,
bir şehirde yürürken yalnız sokakları görmezsin,
kaybolanı görürsün.
Sessizleşeni görürsün,
unutulanı görürsün.
Bir pınarın kurumasında yalnız suyun eksildiğini görmezsin,
bir hafızânın eksildiğini görürsün.
Bir ağacın kesilmesinde yalnız gölgenin eksildiğini görmezsin,
bir zaman bilgisinin eksildiğini görürsün.
Bir ustanın susmasında yalnız bir insanın sustuğunu değil,
bir kuşağın bilgisinin çekildiğini görürsün.
Bir çocuğun toprağa değmeden büyümesinde
yalnız oyun eksikliğini değil,
bayâtla bağın zayıfladığını görürsün.
İşte bu kitap böyle bir görmenin içinden doğdu…
Bir eksilişi fark etmenin içinden.
Bir çözülmeyi görmenin içinden.
Ve o çözülmeye karşı bir ‘yeniden kurma’ irâdesinin içinden…
Bugün şehirler büyüyor,
ama hâfıza küçülüyor.
Köyler duruyor,
ama hayat çekiliyor.
Su akıyor,
ama temizliği azalıyor.
Toprak var,
ama bereketi yoruluyor.
Ağaç var,
ama gölgesi eksiliyor.
Bilgi var,
ama hikmet azalıyor.
Üretim var,
ama denklik bozuluyor.
İnsan kalabalık içinde yaşıyor,
ama yalnızlaşıyor.
Mesele tek tek bu alanların bozulması değil,
mesele bütünün parçalanmasıdır.
Hayâtın bütünlüğü bozulduğunda
her alan zayıflar.
Bu yüzden çözüm de parçalı olamaz.
Şehir köyden ayrı düşünülemez.
Su topraktan ayrı düşünülemez,
ağaç ayrı düşünülemez.
Eğitim ayrı düşünülemez,
üretim ayrı düşünülemez,
kültür ayrı düşünülemez.
Çocuk ayrı düşünülemez,
gelecek ayrı düşünülemez.
Çünkü hepsi de aynı hayâtın parçalarıdır.
Bu kitap bu bütünlüğü yeniden kurmak için yazıldı.
Bu kitap bir şikâyet kitabı değil, bir teklif kitabıdır.
Bir karşı çıkış metni değil,
bir kuruluş metnidir.
Bir nostalji metni değil,
bir gelecek metnidir.
Geçmişe dönmek için değil;
geçmişin bilgisini geleceğe taşımak için yazıldı.
Bu kitap yalnız bir düşünce değil;
bir uygulama teklifidir.
Bir yol haritasıdır.
Bir takvimdir.
Bir saha planıdır.
Bir seferberlik çağrısıdır…
Ve bu çağrı yalnız belli bir çevreye değil, yalnız bir ülkeye, Anadolu’ya değil, tüm insanlığa çağrıdır.
Köye çağrıdır.
Şehre çağrıdır.
Ustaya çağrıdır.
Gence çağrıdır.
Çocuğa çağrıdır.
Kurumlara çağrıdır.
Yerel yönetimlere çağrıdır.
Bilime çağrıdır.
Sanata çağrıdır.
Çünkü medeniyet tek başına kurulmaz.
Hep birlikte kurulur.
Bu kitap bir son değildir,
başlangıçtır.
Bir yürüyüşün başlangıcı.
Bir yeniden kurmanın başlangıcı.
Bir onarmanın başlangıcı.
Bir hatırlamanın başlangıcı.
Bir geleceğe hazırlanmanın başlangıcı.
Ve eğer bu kitap bir işe yarayacaksa;
yalnız okunarak değil,
uygulanarak işe yarayacaktır.
Çünkü bazı kitaplar okunsun diye yazılır,
bazıları yol için.
Bu kitap bir yol kitabıdır.
Yürümek isteyenler için.
Kurmak isteyenler için.
Korumak isteyenler için.
Aktarmak isteyenler için.
Ve biz inanıyoruz ki
bir millet, kendi hafızâsını yeniden kurabilirse
geleceğini de yeniden kurabilir.
Bir toplum suyla, toprakla, ağaçla, çocukla
ve emekle yeniden bağ kurabilirse, medeniyetini yeniden kurabilir…
İşte bu kitap o bağın kitabıdır…
O yolun kitabıdır.
O nîzâmın kitabıdır.
Ve şimdi yol başlıyor…
Kültürel Mîrâs Seferberliği *

