TÜRKİYE SİYONİST EVANJELİSTLER TARAFINDAN PARALEL DEVLET KURARAK İŞGAL EDİLDİ: İKİ DEVLET – ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CUMHURİYET VE SİYONİST EVANJELİSTLERİN OLUŞTURDUĞU PARALEL DEVLET İŞGALİ
Sefa Yürükel
Türkiye Cumhuriyeti, eşi görülmemiş bir varoluş mücadelesinin eseridir. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, işgal altındaki bir coğrafyada saltanata ve hilafete son vererek egemenliği kayıtsız şartsız millete teslim eden laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti inşa ettiler. Ancak gelinen noktada, bu kurucu irade ile bugünkü iktidar arasında tarifi imkânsız bir uçurum bulunmaktadır.
Siyonizm ve Evanjelizm: İslamcılığın Görünmeyen Atası
Türkiye’de “İslamcılık” olarak tanımlanan siyasi hareketin kökeni, zannedildiği gibi saf bir İslami uyanış değildir. Aksine, bugünkü İslamcılık, Siyonizm ve Evanjelizm’in stratejik bir projesi olarak doğmuştur. Siyonizm ve Evanjelizm olmadan bugünkü İslamcılık var olamazdı; çünkü bu hareketin finansmanı, ideolojik altyapısı ve siyasi hedefleri, küresel Siyonist-Evanjelist ittifakın çıkarlarıyla doğrudan örtüşmektedir.
Prof. Dr. Ali Erbaş’ın ifadesiyle, “Siyonist Yahudi-Evanjelist” ittifakı, dinî-siyasî bir düzlemde Mesih beklentisini emperyalist hedeflerinin meşruiyet aracı haline getirmiştir. Bu ittifakın merkezinde, ABD menşeli radikal Evanjelizm Tarikatı içerisinde yer alan Mesih beklentisi öğretisi bulunur. Bu öğretiye göre Yahudilerin Filistin topraklarına dönmesi ve burada bir devlet kurması, Mesih’in ikinci gelişi için bir “ön şart” olarak görülür.
İtalyan analistin ifadesiyle, Vehhabizm ile Siyonist fanatizmin birleşimi, dünya barışı için ölümcül bir karışımdır. Ve burada Vehhabizm, Siyonizm’in hizmetinde bir araç haline gelirken, asıl fayda ABD Evanjelistlerine gitmektedir.
Türkiye’deki İslamcı hareketin kökeni, işte bu küresel projenin bir parçasıdır. 1980’lerden itibaren Özal döneminde yoğunlaşan Siyonist-Hristiyan tarikatlarla irtibatlar, AKP iktidarı boyunca devam etmiştir. AKP’nin iktidara gelişi, ABD merkezli Evanjelist-Siyonist stratejinin bir parçası olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile doğrudan bağlantılıdır. Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat “BOP’un eşbaşkanıyım” diyerek övündüğü görev, bu ittifakın somut bir göstergesidir.
AKP: Evanjelist-Siyonist Paralel Devletin Merkez Üssü ve BOP’un Yürütücüsü
AKP, Evanjelist-Siyonist paralel devletin Türkiye’deki merkez üssüdür. Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı, bu yapının resmî belgelerle tescillenmiş bir göstergesidir. AKP iktidarı, tarikat ve cemaatleri devletin bütün kademelerine yerleştirmiş, kamu kaynaklarıyla büyütülen bu yapılar yargıdan emniyete, eğitimden sağlığa kadar her alanda etkin hale gelmiştir.
TBMM tutanaklarına yansıyan ifadelerle: “AKP ile paralel devlet yapılanması arasındaki iş birliği devam ediyor. Dün, AKP paralel devlet yapılanmasından yararlandı, bugün de yararlanmaya devam ediyor. Paralel devlet yapılanmasının darbe kalkışmasını kendisi için lütuf gören zihniyet…”
Anayasa hukuku profesörü İbrahim Kaboğlu’nun tespiti ise çarpıcıdır: “Türkiye’de çifte paralel devlet yapısı var: Erdoğan yönetimine karşı Gülen Cemaati tarafından kurulan devlet, ve Anayasal düzene karşı kurulmuş olan devlet (Erdoğan, Türkiye paraleli).”
AKP’nin BOP Kapsamındaki Görevleri: Suriye, İran, Libya ve Ukrayna
AKP, sadece BOP’un eşbaşkanlığını yapmakla kalmamış, projenin sahada uygulanmasında da aktif rol üstlenmiştir. TMMOB’un tespitine göre, “AKP’nin bu tutumunun arka planında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da ‘eşbaşkanı’ olduğunu ilan ettiği emperyalist Büyük Ortadoğu Projesi yatmaktadır. AKP, ABD tarafından ‘model ülke ve model ortak’ olarak Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesinde çok yönlü işbirlikçi bir rol üstlenmektedir.”
Suriye’de iç savaşın geliştirilmesi amacıyla sınırları açan AKP iktidarı, BOP çerçevesinde hedefe alınan Suriye’de rejim değişikliği için her türlü desteği vermiştir. Solidnet’in analizine göre, “AKP hükümeti Irak ve Libya’daki rejim değişikliklerinde önemli bir rol oynamıştır. Libya’daki iç savaşta savaşan taraflardan birini açıkça desteklemiş ve o tarafın yenilgisini önlemeye yardımcı olmuştur. Daha sonra AKP hükümeti Suriye’de Baas rejimini iktidardan uzaklaştırma çabalarında büyük rol oynamıştır.”
Sol Parti’nin tespitiyle, “NATO bombalarıyla yerle bir edilen Libya’da AKP iktidarının onayı vardır.” İran’a yönelik ambargolar ve yaptırımlar konusunda da AKP, Batı’nın stratejisine uygun hareket etmiş, İran’ı doğrudan savaşın içine çeken süreçte etkin rol oynamıştır.
Ukrayna’da ise AKP, Batı’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü vekalet savaşında görev almıştır. Ukrayna’ya SİHA satışı ve askeri destek ile Batı’nın Avrasya’ya karşı yürüttüğü mücadelede aktif rol üstlenmiştir. TBMM tutanaklarına yansıyan ifadelerle, “Şimdi de Ukrayna-Rusya savaşıyla yeni boyutlar kazanarak büyüyen küresel krizi fırsata çevirecek adımlar atıyoruz.”
PKK’nın Kuruluşu ve Yönetiminde Evanjelist-Siyonist Paralel Devlet
PKK, Evanjelist-Siyonist paralel devletin bölgedeki en kritik taşeron örgütüdür. “Arz-ı mev’ud” (vaat edilmiş topraklar) olarak tanımlanan Nil’den Fırat’a uzanan coğrafyada, Evanjelist/Siyonist ittifakıyla biçimlendirilen Neo-con takımının hazırladığı BOP’un stratejik hedefi, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin parçalanarak “Free Kurdistan”ın kurulmasıdır.
Aydınlık yazarı Fikret Akfırat’ın ifadesiyle, “Tevrat’ta geçen ‘Arz-ı mev’ud’ ifadesi ile kastedilen Nil’den Fırat’a uzanan coğrafyadır. Bu hayal, aslında Evanjelist/Siyonist ittifakıyla biçimlendirilen Neo-con takımının hazırladığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin ideolojik/dinsel kılıfını oluşturuyordu.”
PKK terör örgütünün asıl faili ve yöneticisi, “vaat edilmiş topraklar” safsatasına iman eden Siyonist-Evanjelist çetedir. Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Fahri Erenel’in uyarısı çarpıcıdır: “Aslında biz hep Amerika’yı konuşuyoruz. PKK’ya, YPG’ye destek sağlayan İsrail’in ciddi istihbarat bilgileri verdiği, yaralılarını tedavi ettirdiğini asla göz ardı etmememiz gerekir. Yani eğer Ortadoğu’da Amerika varsa; İsrail’siz Amerika, Amerika’sız İsrail olmaz.”
Evanjelistler, ABD yönetimini etkisi altına alarak PKK’yı desteklemektedir. Pro-İsrail Evanjelistler, PKK ve İsraillileri Suriye’de ABD’nin “gerçek müttefiki” ilan etmiştir. PKK/YPG’ye destek veren İsrail ve ABD’li Evanjelikler, Türkiye’nin terör operasyonlarını “katliam” olarak nitelendirmekte ve dualarının “Kürtler” diye nitelediği PKK/YPG ile olduğunu açıkça beyan etmektedir. Suriye’deki PKK varlığı, “Evanjelik aklın ve Siyonist çetenin yıllardır yatırım yaptığı bir meseledir.”
MHP: Evanjelist-Siyonist Paralel Devletin BOP Sekreteryası
MHP’nin paralel devlet içindeki işlevi, Evanjelist-Siyonist projenin “BOP Sekreteryası” olmaktır. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun ifadesiyle, “Devlet Bahçeli’yi ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin sekreteryası’ olmakla suçladı.”
MHP, AKP-MHP koalisyonu çerçevesinde “hegemonik bir otoriterizm” inşa etmiş, devlet kurumları üzerindeki kontrolü güçlendirmiştir. MHP’nin güvenlik, mülki idare ve yargı bürokrasisi içinde kök salarak “adeta bir paralel devlet haline gelerek darbe girişiminde bulunabilecek güce eriştiği” belirtilmektedir.
MHP’nin Siyonist-Evanjelist paralel devletteki yeri, sadece bir koalisyon ortaklığı değil, ideolojik bir dönüşümün ürünüdür. Milliyetçi söylemleriyle kitleleri mobilize eden MHP, pratikte BOP’un stratejik hedeflerine hizmet etmektedir. PKK ile mücadelede izlediği çelişkili politikalar, İsrail ve ABD ile ilişkilerde millî çıkarlara aykırı tutumlar, MHP’nin gerçek işlevini gözler önüne sermektedir.
MHP’nin “BOP Sekreteryası” olarak işlevi şu başlıklarda somutlaşmaktadır:
· Güvenlik Bürokrasisinde Kadrolaşma: MHP, emniyet, istihbarat ve yargı içinde kendi kadrolarını yerleştirerek paralel devletin güvenlik ayağını oluşturmaktadır.
· PKK ile Mücadelede Çelişkili Tutum: Milliyetçi söyleme rağmen, PKK’nın siyasi uzantılarıyla müzakere süreçlerine göz yumulmakta, İmralı Süreci’ne destek verilmektedir.
· İsrail ve ABD ile İlişkiler: Millî çıkarlara aykırı şekilde, Siyonist-Evanjelist projenin bölgesel hedeflerine uygun politikalar izlenmektedir.
· 15 Temmuz Sonrası FETÖ Tasfiyesi: FETÖ’nün tasfiyesinde rol alan MHP, onun yerine geçen “kripto” yapıların devlette kadrolaşmasına göz yummaktadır.
· Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi: BOP’un dayatması olan cumhurbaşkanlığı sistemine destek vererek, kuvvetler ayrılığının yok edilmesine katkı sağlamaktadır.
MHP, “milliyetçi” söylemiyle kitleleri yanına çekerken, aslında Evanjelist-Siyonist paralel devletin en kritik taşeronlarından biri olarak işlev görmektedir. Bu yapı, “muhalefet” görünümü altında, sistemin devamlılığını sağlamakta ve gerçek bir Cumhuriyet alternatifi oluşmasını engellemektedir.
CHP ve Yeni Parti: Özerkçi Kadrolar ve Paralel Devletin Sessiz Ortağı
Ana muhalefet partisi CHP’nin paralel devlet içindeki işlevi, sistemin meşrulaştırıcısı olmaktır. CHP, “AKP’nin hegemonyasına karşı koyarken aynı zamanda AKP’nin meşruiyetini kabul etmeye zorlanmaktadır”. Partinin milletvekili listelerinde FETÖ iddianamesinde adı geçen Sadullah Ergin’in yer alması, CHP’nin de paralel devlet yapılanmasından bağımsız olmadığını göstermektedir.
CHP’nin özerkçilik projesi ise partinin paralel devlet içindeki işlevini daha da somutlaştırmaktadır. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, eski Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi’yi Genel Başkan Siyasi ve Hukuki İşler Başdanışmanı olarak görevlendirmişti. Elçi’nin hem Öcalan’a hem de PKK’ya yönelik meşrulaştırıcı sözleri gündem olmuştu. Aynı Elçi, “Türkiye’de yetkiler dağıtılmalı. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ya da özerklik uygulanmalı” demişti.
Kılıçdaroğlu, Güneydoğu illerine ziyaretlerinde “Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerimizi geri almamız gerektiğini” dile getirmiştir.
CHP’nin Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ise 2015 yılında PKK/HDP Van milletvekili aday adayı olmuş, “Özerklik, Anayasa’dan Türk kelimesi ve T.C. Vatandaşlığı tanımının çıkartılması” gibi talepleri savunmuştur. Bu kadrolaşma, CHP’nin paralel devlet yapılanmasından bağımsız olmadığını, hatta kimi unsurlarının bu yapıyla iç içe geçtiğini göstermektedir.
CHP’nin yanı sıra YENİ Parti de benzer bir işlevi üstlenmektedir. YENİ Parti, CHP’den ayrılarak kurulmuş bir parti olmasına rağmen, iç yapılanması itibarıyla paralel devletin “kripto” uzantılarından biri olarak faaliyet göstermektedir. Parti, “yeni” söylemiyle sahneye çıkmış olsa da, kadrolaşması ve siyasi pratiği itibarıyla paralel devletin gölgesinden kurtulamamıştır. CHP’den ayrılan kadroların önemli bir kısmı, paralel devlet yapılanmasıyla iltisaklı isimlerden oluşmaktadır. Bu durum, YENİ Parti’nin “yeni” olmadığını, aksine eski paralel yapının bir uzantısı olduğunu gözler önüne sermektedir.
YENİ Parti’nin kurucu kadrosunda ve yönetim kademelerinde, FETÖ ile iltisaklı olduğu iddia edilen isimler yer almaktadır. Partinin, özellikle 15 Temmuz sonrası FETÖ’nün tasfiye edildiği bir dönemde, o yapının kalıntılarını bünyesinde toplaması, “Yeni PDY” (Paralel Devlet Yapılanması) tartışmalarını beraberinde getirmiştir. İYİ Partili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun Meclis kürsüsünden dile getirdiği “MEB’te bütün eğitim çalışanları arasında yeni PDY, Cihannüma gibi gözüküyor” ifadesi, bu gerçeğin bir yansımasıdır.
YENİ Parti, paralel devlet içinde CHP ile birlikte hareket etmekte, özerkçi kadroları bünyesinde barındırmakta ve sistemin meşrulaştırılmasına katkı sağlamaktadır. İYİ Parti ve YENİ Parti’den AK Parti’ye transfer iddiaları, bu partilerin paralel devlet içindeki konumunu daha da netleştirmektedir. “400’e 18 kaldı! İYİ Parti ve YENİ Parti’den AK Parti’ye transfer iddiası” başlıklı haberler, bu partilerin paralel devletin bir parçası olduğunu ve gerektiğinde AKP’ye destek verecek şekilde konumlandırıldığını göstermektedir.
YENİ Parti’nin paralel devlet içindeki işlevi şu başlıklarda somutlaşmaktadır:
· CHP’den Ayrılan Paralel Kadroların Barındırılması: Parti, CHP içinde tasfiye edilen veya geri planda kalan paralel devletçi kadroların sığınağı haline gelmiştir.
· Özerkçi Söylemin Sürdürülmesi: CHP’nin özerklik projesini devam ettirmekte, federal yapıya giden süreci desteklemektedir.
· Sistemin Meşrulaştırılması: “Muhalefet” görünümü altında, AKP iktidarının meşruiyetini kabul etmekte ve sistemin devamlılığını sağlamaktadır.
· AKP’ye Transferler: Gerektiğinde kadrolarını AKP’ye transfer ederek, paralel devletin kadro ihtiyacını karşılamaktadır.
· Yeni Anayasa Sürecine Destek: BOP’un dayatması olan yeni anayasa ve başkanlık sistemine dolaylı destek sağlamaktadır.
YENİ Parti, “yeni” değil, eski paralel yapının yeni bir kılıfıdır. CHP’den ayrılmış olması, onu paralel devletten bağımsız kılmamaktadır. Aksine, içindeki paralel devletçi kadrolar, partiyi doğrudan Evanjelist-Siyonist paralel devletin bir uzantısı haline getirmektedir. Bu yapı, “muhalefet” görünümü altında, sistemin devamlılığını sağlamakta ve gerçek bir Cumhuriyet alternatifi oluşmasını engellemektedir.
İYİ Parti: Paralel Devletin Kripto Uzantısı ve Kavuncu Gerçeği
İYİ Parti’nin paralel devlet içindeki işlevi, Evanjelist-Siyonist paralel devletin “kripto” uzantısı olmaktır. Parti, kuruluşundan bu yana, FETÖ’nün tasfiye edildiği bir dönemde, o yapının gölgesinde şekillenmiştir. Gazeteci Nuray Başaran’ın katıldığı bir televizyon programında dile getirdiği iddialar, bu gerçeği gözler önüne sermektedir: “İYİ Parti, FETÖ’nün desteklediği ve finansmanının yurtdışından sağlandığı bir partidir.” Başaran, partinin kuruluşunda “Ankara’ya bir uçak dolusu paranın nasıl geldiğine iyi bakmak lazım” diyerek, bu finansman akışının devlet kayıtlarında yer aldığını ifade etmiştir.
Bu iddiaların merkezinde ise Mehmet Satuk Buğra Kavuncu ismi yer almaktadır. İYİ Parti’nin kurucu kadrosunda yer alan, İstanbul İl Başkanlığı ve Parti Sözcülüğü görevlerini üstlenen, 2023 genel seçimlerinde İYİ Parti’den milletvekili seçilen Kavuncu, uzun süredir FETÖ bağlantısı iddialarıyla gündemdedir.
Dönemin İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, 2020 yılında CNN Türk’te katıldığı bir programda Kavuncu’yu “FETÖ mensubu olmakla” suçlamıştır. Özdağ, iddiasını Kavuncu’nun Kazakistan’da bulunduğu yıllarda, FETÖ’den kapatılan Kazak Türk İş Adamları Derneği’nin yöneticisi olmasına dayandırmıştır. Bu suçlamanın ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kavuncu hakkında FETÖ soruşturması başlatmıştır.
Kavuncu, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiş, “Ben FETÖ’cü değilim. FETÖ’ye her dönem lanet okudum. FETÖ ile hiçbir şekilde iltisakım, irtibatım olmadı” diyerek kendini savunmuştur. Kavuncu, “Pensilvanya’ya gitmedim. Abant toplantılarına katılmadım. Okullarına, dershanelerine gitmedim. Bağışta da bulunmadım” ifadelerini kullanmıştır.
Ancak, tüm bu inkârlara rağmen, Kavuncu’nun adı Panama belgelerinde geçmektedir. Ayrıca, MİT’çi Enver Altaylı’nın yeğeni olduğu belirtilen Kavuncu’nun, Ergenekon ve Balyoz davalarının kilit isimlerinden Kaşif Kozinoğlu soruşturmasıyla da bağlantılı olduğu iddia edilmektedir. Bu bağlantılar, İYİ Parti’nin “kripto” yapısının anlaşılması açısından kritik öneme sahiptir.
İYİ Parti, dışarıdan “Atatürkçü” ve “milliyetçi” bir söylemle sahneye çıkmış, ancak iç yapılanmasında ve kadrolaşmasında Evanjelist-Siyonist paralel devletin unsurlarını barındırmıştır. Partinin, özellikle 15 Temmuz sonrası FETÖ’nün tasfiye edildiği bir dönemde, o yapının kalıntılarını bünyesinde toplaması, “Yeni PDY” (Paralel Devlet Yapılanması) tartışmalarını beraberinde getirmiştir. İYİ Partili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun Meclis kürsüsünden dile getirdiği “MEB’te bütün eğitim çalışanları arasında yeni PDY, Cihannüma gibi gözüküyor” ifadesi, bu gerçeğin bir yansımasıdır.
Kavuncu özelinde somutlaşan bu tablo, İYİ Parti’nin paralel devlet içindeki işlevini açıkça ortaya koymaktadır: Parti, kendini “merkez sağ” ve “milliyetçi” bir alternatif olarak sunarken, aslında Evanjelist-Siyonist paralel devletin kripto bir uzantısı olarak faaliyet göstermektedir. Bu yapı, “muhalefet” görünümü altında, sistemin devamlılığını sağlamakta ve gerçek bir Cumhuriyet alternatifi oluşmasını engellemektedir.
467 Milletvekili: Paralel Devletin Milletvekilleri
TBMM’de 467 milletvekilinin paralel devletin milletvekili olduğu gerçeği, artık istatistiksel bir veri olarak önümüzde durmaktadır. İmralı Süreci kapsamında hazırlanan düzenlemenin Meclis’ten 467 oyla geçmesinin ardından yeni anayasa tartışmaları hız kazanmıştır. AK Parti 280, MHP 46 ve DEM Parti 56 sandalyeyken, CHP’nin milletvekili sayısı 44’tür. Bu tablo, paralel devletin Meclis’te nasıl bir çoğunluk oluşturduğunu gözler önüne sermektedir.
“467 El Kardeşliğe Kalktı” başlıklı analizde belirtildiği üzere, bu oylama “Devlet…” anlamına gelmektedir. Yani 467 milletvekili, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkma projesinin bir parçası olarak, paralel devletin çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir. Bu milletvekilleri, milletin değil, Evanjelist-Siyonist paralel devletin temsilcileridir.
TBMM kürsüsünden yapılan uyarılar bu gerçeği gözler önüne sermektedir: “Bu algı, bu kesimin paralel devlet olduğunu, vatana ihanet ettiğini, devleti zora soktuğunu, millet iradesini gasbettiğini söylüyor.”
Cumhurbaşkanlığı Sistemi: BOP’un Siyonist-Evanjelist Planı
Cumhurbaşkanlığı sistemi, BOP’un bir Siyonist-Evanjelist planıdır. Bu gerçeği en açık şekilde ortaya koyan isim ise CIA’nın eski Türkiye şefi Paul Bernard Henze’dir.
Henze, 2006 yılında yani AKP’nin iktidara gelmesinden tam dört yıl sonra Beyaz Saray’a bir Rapor sunmuştur. Bu raporda Henze, “Türkiye’nin nasıl dizayn edileceğini bunun için nelerin yapılması gerektiğini açık seçik anlatmaktadır.” Raporun içeriği aynen şöyledir:
“Türkiye’nin ABD politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Çünkü ülkeyi kuranlar (Atatürk ve arkadaşlarını kast ediyor) denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar: Hükümeti ikna ettiğimizde MECLİS, meclisi ikna ettiğimizde ORDU, orduyu ikna ettiğimizde ise YARGI karşımıza geçebiliyor. (Güçler ayrılığı bu ülkenin çimentosudur.) Amerika’nın çıkarı, Türkiye’de bir FEDERALİZM yani ‘Federal bir devlet’ kurulmasıdır. (BOP’un amacını kavradınız mı?) Bu federasyonun adı, İstanbul başkentli YAKIN DOĞU FEDERASYONU’dur. Bunun için mutlaka ve öncelikle YARGI, ORDU, MECLİS ve HÜKÜMET’i tek elde toplayan BAŞKANLIK REJİMİ’ne geçilmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır.”
Bu rapor, cumhurbaşkanlığı sisteminin neden getirildiğini açıkça ortaya koymaktadır. 15 Temmuz oyunuyla rejim değiştirildi. Yargı bitirildi, Ordu parçalara ayrıldı, bütün gücün tek kişide toplanması sağlandı. Oldu bittiye getirilerek bir cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirilmiş, egemenlik milletten alınıp tek kişiye teslim edilmiştir. Siyonizm emellerine kolay ulaşacaklardır.
Erdoğan, bu planın Türkiye’deki temsilcisidir. BOP eşbaşkanlığından cumhurbaşkanlığı sistemine uzanan süreç, tek bir küresel projenin parçalarıdır. “BOP Eşbaşkanlığı rejimi” olarak da tanımlanan bu sistem, ABD’nin istediği rejimdir.
Yeni Anayasa: Paralel Devletin Meşrulaştırılması
Yeni anayasa tartışmaları, paralel devletin meşrulaştırılması sürecidir. TBMM tutanaklarına yansıyan ifadelerle, “paralel bir devlet yapılanması hâlen devam etmektedir, bu paralel devlet yapılanması zihniyetinden hâlâ uzaklaşılmış değildir.”
Geçmişte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Hükûmete yönelttiği sorular bu gerçeği ortaya koymaktadır: “Yeni anayasada PKK’ya bir ümit verilmiş midir ve şu anda yaşanan şehir çatışmalarının maksadı yeni anayasa pazarlıklarını kızıştırmak için midir ve AKP, PKK ile görüşmekte midir… ve Oslo’da PKK’ya bir federasyon sözü verilmiş midir?”
TBMM kürsüsünden yapılan uyarılar da çarpıcıdır: “Paralel devletten söz ediyorsunuz. Bu kanunlarla hukuka aykırı, Anayasa’ya aykırı bu kanunlarla aslında Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi paralel devletini kuruyorsunuz.”
“Bugün Türkiye’nin doğusunda, güneydoğusunda başkalarının kimlik kontrolü yaptığı, başkalarının vergi topladığı ve başkalarının tapu dağıttığı bir paralel devlet var.” denilmiştir .
Yeni anayasa, bu paralel devleti anayasal bir zemine oturtma, yani meşrulaştırma girişimidir. 467 milletvekilinin oyuyla geçirilmek istenen düzenleme, İmralı Süreci kapsamında şekillendirilmekte ve “referandumsuz anayasa” hesapları yapılmaktadır. Bu süreç, Atatürk’ün kurduğu üniter Cumhuriyet’i federal bir yapıya dönüştürme, yani BOP’un nihai hedefi olan “İstanbul başkentli Yakın Doğu Federasyonu”nu kurma projesidir.
Aşiret ve Feodal Yapılar: Cumhuriyeti Kemiren İhanet
Atatürk’ün Cumhuriyeti, aşiret ve tarikat düzenini yıkmayı, halkı şıhın baskısından kurtararak çağdaş hukuk önünde eşit ve özgür yurttaş yapmayı hedeflemişti. Oysa bugün, feodal ağalık ve aşiret düzeni, siyasetin belirleyici aktörleri haline gelmiştir. Güneydoğu’da PKK’nın paralel bir devlet kurma girişimi ile iç içe geçen bu yapılar, milletin egemenlik hakkını gasp etmektedir.
TBMM kürsüsünden yapılan uyarılar bu gerçeği gözler önüne sermektedir: “Üçüncü paralellik de ülkemizin bir bölgesinde. Devletin kimi kurumlarına paralel yapılar oluşturuluyor bizzat terör örgütü tarafından. Devletin valisinin karşısına PKK’nın valisi, PKK’nın kaymakamı çıkarılıyor.” Feodalizm, yalnızca ekonomik bir gerilik değil, aynı zamanda siyasi bir tehdittir. Cumhuriyeti kemiren en büyük saldırıdır.
NE YAPILMALI? Cumhuriyeti Yeniden İnşa Yolları
Acil Müdahale Alanları
- Paralel Devletin Tasfiyesi: Tarikatların ve cemaatlerin devlet kurumlarındaki tüm kadrolaşmaları tasfiye edilmeli, liyakat sistemi derhal yeniden tesis edilmelidir. Eğitimden yargıya, emniyetten sağlığa kadar her alanda “biat düzeni” yerine “ehliyet ve liyakat düzeni” hâkim kılınmalıdır. FETÖ’nün tasfiyesiyle yetinilmemeli, onun yerine geçen “kripto” yapılar da ( tüm Partiler, STK lar ve odalar , Borsa , iş çevreleri, TSK, Polis, MİT, Bürokrasi, Bakanlıklar vb gibi içindeki uzantılar dahil) deşifre edilip temizlenmelidir.
- Laiklik İlkesinin Restorasyonu: Tarikat ve cemaatlerin kamusal alandaki tüm faaliyetleri yasaklanmalı, ÇEDES projesi derhal iptal edilmeli, okullardan tarikat bağlantılı öğretmen ve idareciler temizlenmelidir. Laik, bilimsel ve çağdaş eğitim sistemi yeniden inşa edilmelidir.
- Dış Politikada Bağımsızlık: BOP ve benzeri küresel projelerden derhal çıkılmalı, Türkiye Misak-ı Milli sınırları içinde egemenlik hakkını yeniden tesis etmelidir. PKK/YPG’ye destek veren ABD ve İsrail ile ilişkiler gözden geçirilmeli, Suriye, İran, Libya ve Ukrayna’da Batı’nın vekalet savaşlarına alet olunmamalıdır. Türkiye’nin bölgesel güvenlik stratejisi millî çıkarlar doğrultusunda yeniden tanımlanmalıdır.
- Yargı Bağımsızlığının Tesisi: Yargı, tarikat ve cemaat etkisinden arındırılmalı, hukuk devleti ilkesi yeniden tesis edilmelidir. TBMM’nin tarikat ve cemaat araştırma önergelerinin akıbeti sorgulanmalıdır.
- Cumhurbaşkanlığı Sisteminin Kaldırılması: BOP’un dayatması olan cumhurbaşkanlığı sistemi derhal kaldırılmalı, kuvvetler ayrılığı yeniden tesis edilmelidir. Paul Henze raporunda açıkça ortaya konulan “Yargı, Ordu, Meclis ve Hükümet’i tek elde toplayan Başkanlık Rejimi” hedefi boşa çıkarılmalıdır.
Yapısal Dönüşüm Önerileri
- Parlamenter Sisteme Dönüş ve cumhurbaşkanının yetkileri sınırlandırılmalıdır. Anayasa’daki laikliği ve sosyal hukuk devletini değiştirilemez maddelerle güvence altına almalı ve uygulanmalıdır.
- Sivil Toplumun Güçlendirilmesi: Tarikat ve cemaatlerin yerine, laik ve demokratik kitle örgütleri desteklenmeli, sendikalar, meslek odaları, kadın örgütleri ve gençlik hareketleri güçlendirilmelidir. Toplumun “sabır ve şükür” yerine “hak ve özgürlük” bilinciyle örgütlenmesi teşvik edilmelidir.
- Eğitimde Laik Seferberlik: Eğitim sistemi, tarikat ve cemaatlerin etkisinden tamamen arındırılmalı, karma eğitim teşvik edilmeli, din eğitimi yerine etik ve yurttaşlık eğitimi ön plana çıkarılmalıdır. Öğrenci yurtları devletleştirilmeli, tarikat yurtları kapatılmalıdır.
- Ekonomik Bağımsızlık: BOP ve küresel projelere bağımlı ekonomik yapı dönüştürülmeli, millî üretim ve teknolojik bağımsızlık öncelikli hedef haline getirilmelidir. Kamu ihaleleri ve özelleştirmeler şeffaf ve hesap verebilir bir çerçeveye kavuşturulmalıdır.
Siyasi Strateji: Cumhuriyet İttifakı
Türk milleti, Cumhuriyet değerlerini savunan tüm siyasi partileri ve sivil toplum kuruluşlarını kapsayan geniş bir “Cumhuriyet İttifakı” etrafında birleşmelidir. Bu ittifak:
· Laiklik, bilim ve akıl ilkelerini savunmalıdır.
· Tarikat ve cemaatlerin siyasetten tamamen arındırılmasını hedeflemelidir.
· BOP ve benzeri küresel projelere karşı millî bir duruş sergilemelidir.
· PKK ve onun Evanjelist-Siyonist destekçilerine karşı kararlı bir mücadele yürütmelidir.
· Feodal aşiret düzenini yıkarak bireyi özgürleştirmeyi amaçlamalıdır.
· FETÖ, PKK ve onun kripto uzantılarını (tüm partiler içindeki yapılanmalar dahil) deşifre edip tasfiye etmelidir.
· Cumhurbaşkanlığı sistemini kaldırarak parlamenter demokrasiyi yeniden tesis etmelidir.
Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi, bugün her zamankinden daha fazla anlam taşımaktadır. Türk milleti, bu Evanjelist-Siyonist gölge devlet işgalini yıkarak Cumhuriyeti yeniden inşa etmek zorundadır. Bu bir siyasi tercih değil, varoluşsal bir zorunluluktur.
Sonuç: Cumhuriyet’i Kuşatan Gölge Devlete Karşı Varoluş Mücadelesi
Bu yazının ortaya koyduğu tablo, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdidin basit bir siyasi rekabet veya iktidar-muhalefet çekişmesi olmadığını göstermektedir. Tehdit, doğrudan doğruya Cumhuriyet’in kurucu iradesine, laik-üniter yapısına, millet egemenliğine ve Misak-ı Milli sınırları içindeki bağımsız devlet varlığına yöneliktir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ile Evanjelist-Siyonist küresel projenin Türkiye’de inşa ettiği paralel devlet, artık yan yana değil, karşı karşıya duran iki ayrı düzen olarak tarif edilmektedir.
Bu paralel devletin görünen ayaklarını tarikatlar, cemaatler, kripto kadrolaşmalar, feodal aşiret yapıları ve PKK/YPG gibi taşeron örgütler oluşturmaktadır. Siyasi ayakları ise AKP, MHP, CHP içindeki özerkçi kadrolar, YENİ Parti ve İYİ Parti içindeki kripto uzantılar üzerinden işlemektedir. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), cumhurbaşkanlığı sistemi, yeni anayasa tartışmaları, özerklik-federalizm söylemleri ve İmralı Süreci, aynı küresel projenin farklı aşamaları olarak okunmaktadır. 467 milletvekilinin oyuyla görünür hale gelen bu tablo, milli iradenin nasıl gasbedildiğinin somut göstergesi olarak sunulmaktadır.
Yazıya göre çözüm, mevcut sistem içinde küçük düzeltmelerle değil, köklü bir tasfiye ve yeniden inşa süreciyle mümkündür. Paralel devletin bütün uzantılarıyla tasfiyesi, laiklik ilkesinin restorasyonu, yargı bağımsızlığının tesisi, dış politikada BOP’tan kopuş, cumhurbaşkanlığı sisteminin kaldırılarak parlamenter demokrasinin yeniden tesisi, eğitimde laik-bilimsel seferberlik ve ekonomik bağımsızlık, acil müdahale alanları olarak sıralanmaktadır. Bunların hayata geçirilmesi, ancak Cumhuriyet değerlerini savunan geniş bir “Cumhuriyet İttifakı” etrafında milletin birleşmesiyle mümkün görülmektedir.
Son söz olarak: Türkiye ya Evanjelist-Siyonist gölge devletin işgali altında federal bir “Yakın Doğu Federasyonu”na doğru sürüklenecek ya da Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi etrafında Cumhuriyet’i yeniden inşa edecektir. Bu, bir siyasi tercih değil, milletin ve devletin bekası için varoluşsal bir zorunluluktur. Cumhuriyet’i kuran irade, bugün kendisini yıkmaya çalışan paralel devlete karşı yeniden ayağa kalkmak zorundadır.
Kaynakça
- Prof. Dr. Ali Erbaş, “Teolojik cinnet hali”, Yeni Şafak, 20 Nisan 2026.
- Fikret Akfırat, “Arz-ı mev’ud’un aleti PKK”, Aydınlık, 5 Kasım 2023.
- “Emperyalizmin terör silahı başaramayacak”, Akşam, 16 Ocak 2024.
- “PKK/YPG’ye Evanjelik İsrail kalkanı”, Yeni Şafak, 16 Ekim 2019.
- “Pro-Israel evangelists declare PKK, Israelis as ‘true ally’ of US in Syria”, Yeni Şafak, 1 Ocak 2019.
- “AKP iktidarında tarikatlar: Nereden nereye?”, Evrensel, 20 Eylül 2026.
- TBMM Komisyon Tutanakları, “Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olmakla övünüyordu Sayın Başbakan bir zamanlar”, TBMM.
- TBMM Tutanakları, “AKP ‘Bu süreçte istiklal mücadelesi veriliyor paralele karşı…'”, TBMM.
- TBMM Tutanakları, “AKP ile paralel devlet yapılanması arasındaki iş birliği”, TBMM.
- SOL Parti, “Siyasal İslamcı rejim, aynı zamanda bir tarikatlar iktidarıdır”, 20 Ağustos 2026.
- “Yolsuzluktan paralel devlete…”, Türkiye Gazetesi, 4 Mayıs 2025.
- “Erdoğan’ın iki adamı kuralı”, Middle East Institute, 8 Ekim 2020.
- “AK Parti ve MHP arasında gerilim işaretleri”, Sahipkıran, 27 Kasım 2024.
- “Contesting Hegemony: Opposition Strategies and Structural Constraints in AKP-Era Turkey”, ELIAMEP.
- Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, “Türkiye’de iki paralel devlet var”, T24, 5 Mayıs 2016.
- “İdris Naim Şahin’in ‘Paralel Devlet’ tanımı yeniden gündem oldu”, İnternet Haber, 13 Nisan 2023.
- “Türkiye’de laiklik mücadelesi”, Eğitim-İş Sendikası.
- “Erdoğan için hiç konuşulmayan formül”, Sözcü Gazetesi, 17 Haziran 2026.
- Nuh Albayrak, “FETÖ’nün asıl patronu Yahudilerdir; 15 Temmuz İsrail projesidir”, Star, 14 Temmuz 2026.
- “ABD Siyaset Stratejisinde Evanjelist-Kabalist”, DergiPark.
- Gazeteci Nuray Başaran, “İYİ Parti FETÖ tarafından kuruldu, FETÖ finanse ediyordu”, Gazete Birlik, 14 Ağustos 2026.
- “İYİ Parti’li Özdağ, İstanbul İl Başkanı Kavuncu’yu FETÖ mensubu olmakla suçladı”, Independent Türkçe.
- “Kavuncu’dan ‘FETÖ’cü’ iddialarına yanıt”, Independent Türkçe.
- “BBP’den MHP’ye ve İYİ Parti’ye kavuncular gerçeği”, Hendek Gerçek Haber, 24 Ağustos 2018.
- “İYİ Partili Yüksel Türkoğlu’ndan eğitimde ‘paralel yapılanma’ iddiası”, Cumhuriyet, 20 Kasım 2023.
- TMMOB, “AKP’nin BOP Tutumu”, TMMOB Yayınları.
- Solidnet, “AKP Government’s Role in Regime Changes”, Solidnet.
- Hilal Kaplan, “CHP’nin özerklik projesi”, Sabah, 4 Ocak 2023.
- TBMM Tutanakları, “Millî devlete darbe, paralel yapı, paralel devlet”, TBMM.
- Turan Kaya, “BOP ÇOK YOL ADI”, İstiklal, 4 Temmuz 2026.
- “CIA’lı Henze’nin Türkiye Raporu”, Turkish News, 13 Ağustos 2026.
- TBMM Tutanakları, “Önce cemaati, sonra bu KCK, PKK yapılanmasını da hatırlayalım”, TBMM.
- Barçın Yinanç, “Erdoğan BOP toplantılarına neden gitmiyor?”, T24, 23 Şubat 2026.
- “CHP’li Özer’e PKK/KCK-TDÖ operasyonu”, Hürriyet, 1 Kasım 2024.
- “400’e 18 kaldı! İYİ Parti ve YENİ Parti’den AK Parti’ye transfer iddiası”, Söke Gazetesi, 21 Eylül 2026.
- Mehmet Ali Güller, “Erdoğan’ın BOP kronometresi”, Cumhuriyet, 30 Ocak 2023.
- “Eşbaşkanlık rejimi”, Aydınlık, 1 Şubat 2016.
- “Karamollaoğlu’ndan Erdoğan’a veryansın: BOP’un hâlâ eşbaşkanı”, Milli Gazete, 10 Nisan 2023.
- “Ağabey diyor ki; Amerika istedi, biz de realize ettik”, Milli Gazete, 16 Ocak 2025.
- “Beyaz Saray’a darbe notları”, Cumhuriyet, 12 Mayıs 2015.

