Bir milleti ortadan kaldırmanın tek yolu ordular değildir. Bazen bir milleti yok etmek için sınırlarını işgal etmeye bile gerek kalmaz. Onun tarihini tartışmalı hâle getirmek, değerlerini itibarsızlaştırmak, ortak hafızasını parçalamak ve insanlarını birbirinden uzaklaştırmak yeterlidir.
Çünkü bir millet önce toprakta değil, zihinde kaybedilir. Bugün Türk milletinin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri de budur. Yıllardır farklı yöntemlerle toplumun ortak değerleri aşındırılmakta, insanlar ortak ülkülerden uzaklaştırılmakta ve millet olma bilinci yerine grup, cemaat, ideoloji, parti veya kişilere bağlı kimlikler öne çıkarılmaktadır.
Oysa Türk milletini tarih boyunca ayakta tutan şey; aynı düşünmek değil, aynı şuura sahip olmaktı. Bu şuurun adı Millî Şuurdur.
Millî şuurun temeli; ortak tarih, ortak kültür, ortak kader ve ortak vatandaşlık bilincidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflediği millet anlayışı da tam olarak buydu. Anayasamızın 66. maddesinde ifade edildiği gibi; “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” Bu tanım bir ırk tanımı değil, ortak devlet, ortak kader ve ortak millet tanımıdır.
Anayasamızın 66. maddesinde ifade edildiği gibi; “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” Bu tanım bir ırk tanımı değil, ortak devlet, ortak kader ve ortak millet tanımıdır.
Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü de tam olarak bu millî şuura işaret etmektedir. Çünkü Atatürk için Türk olmak; bir soya üstünlük atfetmek değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılık ve Türk milletinin ortak geleceğine sahip çıkmaktı.
Millî şuur; bir siyasi görüş değildir. Bir parti programı değildir. Bir kişinin veya grubun tekelinde de değildir. Millî şuur; Çanakkale’de aynı siperde yatanların, Sakarya’da aynı hedefe yürüyenlerin, Kurtuluş Savaşı’nda aynı bayrak altında birleşenlerin ortak vicdanıdır. Ne yazık ki günümüzde insanlar bu ortak vicdandan uzaklaştırılmaktadır. Bir yandan tarihimiz üzerinden kavgalar üretiliyor.
Bir yandan inançlarımız üzerinden ayrılıklar körükleniyor. Bir yandan etnik kimlikler üzerinden yeni duvarlar örülüyor. Bir yandan da toplum, gerçek meselelerden uzaklaştırılarak yapay gündemlerin peşinde sürükleniyor.
Türk milletinin enerjisi üretime, bilime, kalkınmaya ve birlik olmaya harcanması gerekirken; ayrıştırıcı tartışmalarla tüketilmektedir. Daha da tehlikelisi; bazı kişiler kendilerini milletin önüne koymaya çalışıyor. Kimi tarih üzerinden, kimi siyaset üzerinden, kimi de mistik hikâyeler üzerinden insanları kendi etrafında toplamaya uğraşıyor.
Oysa milletlerin kurtuluşu kişilere bağlanmakta değil, ortak şuura dönmektedir. Atatürk’ün büyüklüğü de burada yatmaktadır. O, kendisini milletin üstünde bir varlık olarak göstermedi. Kendisine olağanüstü sıfatlar yüklenmesini istemedi. İnsanüstü bir kimlik oluşturmadı. Onun en büyük övüncü, Türk olarak doğmuş olmaktı.
Çünkü biliyordu ki bir milleti kurtaracak olan tek bir kişi değil, milletin kendi benliğini hatırlamasıdır. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; birbirimize hangi kökenden geldiğimizi değil, hangi bayrağın altında yaşadığımızı hatırlamaktır.
Çünkü bizi geleceğe taşıyacak olan şey farklılıklarımız değil, ortak millî kimliğimizdir. Bugün yapılması gereken de budur. Birbirimize hangi görüşten olduğumuzu sormadan önce hangi millete mensup olduğumuzu hatırlamak zorundayız.
Geçmişten gelen ortak hafızamızı, ortak kültürümüzü, ortak tarih bilincimizi ve ortak geleceğimizi yeniden hatırlamak zorundayız. Çünkü millî şuur zayıfladığında toplum kalabalığa dönüşür. Kalabalıklar yönetilir. Milletler ise geleceğini kendisi belirler. Tarih boyunca Türk milletini ayakta tutan şey ne zenginlikti ne de sayı üstünlüğü.
Bizi ayakta tutan şey ortak kader bilincimizdi. Bugün bu bilinç hedef alınmaktadır. Bu nedenle mesele sadece ekonomi değildir. Sadece siyaset değildir. Sadece günlük tartışmalar da değildir. Asıl mesele, millet olma şuurunun korunup korunamayacağıdır.
Eğer Türk milleti ortak millî şuurunu kaybederse, ekonomik sorunlar da siyasi sorunlar da güvenlik sorunları da büyüyecektir. Çünkü güçlü devletlerin temelinde önce güçlü millî bilinç bulunur. Eğer millî şuurda birleşemezsek, yarın hangi görüşten olduğumuzun da hiçbir önemi kalmayacaktır. Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir: Millî şuuru güçlü milletler yaşar.
Millî şuurunu kaybeden milletler ise önce dağılır, sonra unutulur. Ve unutulan milletler için yeniden diriliş her zaman mümkün olmayabilir. Bu yüzden bugün her zamankinden daha yüksek sesle söylemek zorundayız: Millî şuurda birleşmek bir tercih değil, Türk milletinin geleceği için bir zorunluluktur. Millî şuurda toplanmazsak, yok edileceğiz.
” UYANIN ARTIK HEPİMİZ KAYBEDİYORUZ ” Birlikte Düşünelim, Birlikte Güçlenelim.!!! Türk Milletinin Gücü Akıl, Bilgi ve Birliktir.!!!
TÜRKLER ZÜMRÜDÜANKA GİBİ KÜLLERİNDEN DOĞAN YENİLMEZ BİR MİLLETTİR. Bundan sonra beni takip edin bu açtığım şemsiyenin altına nasıl birlik olunur herkese gösterelim Değerli dostlarım, iyi ki varsınız.
Uluç Levent ERTURHAN 19 Haziran 2026

