Yukarıdaki listede gruptan ayrılan arkadaşları paylaştım. Kırgınlık yaratmak için değil, bir gerçeğe işaret etmek için.
Ayrılanların çoğuyla birebir dostluğum var. Yıllarca aynı sohbeti paylaştık, aynı dertlerden söz ettik. Ama iş örgütlenmeye gelince geri duruyoruz. İşte mesele burada başlıyor.
Emekli arkadaşlarımız “Emekli Dayanışma Derneği”ni bir ihtiyaç olarak görmüyor. Fakat siyasi partiler söz konusu olduğunda geri çekilmiyorlar. Bir partinin çevresinde olmak, bir makam sahibine yakın durmak, bir “tanıdık” edinmek… Sanki hak mücadelesinin yerini almış durumda.
Çocuklara iş, çalışanlara imkan, kişiye mevki… Beklenti bu.
Oysa haklar, yakınlıkla değil; mücadeleyle alınır.
⸻
1967’de emeklilik yasası çıktığında, emekli maaşı kamu çalışanı maaşının yaklaşık yüzde 80’iydi. Bugün bu oran yüzde 30’lara kadar geriledi. Bir gecede olmadı bu. Zamana yayılarak oldu. Sessizlik içinde oldu.
Yüzde 50’lik kayıp, adım adım, itirazsız, örgütsüz bir şekilde gerçekleşti.
Prim süresine göre değil, prim miktarına göre düzenlenen sistem, adaleti daha da bozdu. Çalışan ömrünü vermiş insan, yaşlılığında geçim hesabı yapar hale getirildi.
⸻
Örgütlü olmadığımız için emeklilik bir hak değil, bir “idare etme” süreci haline dönüştü.
Çöp bidonlarını karıştıran emekli görüntüsü normalleştirildi. Market market gezip en ucuzu aramak maharet sayıldı. İkinci el mağazaları “alternatif yaşam tarzı” gibi sunuldu. Yardım paketleri ve sadakalar sistemin merhameti gibi gösterildi.
Hak aramayan toplum, yardıma razı edilen topluma dönüşür.
⸻
Her yıl asgari ücret tiyatrosu sahneleniyor. İşveren sendikası, işçi sendikası ve devlet hakemliği… Sonuç belli, sahne değişmiyor. Devletin kendi vermediği ücreti özel sektörden beklediği bir sistemde, güvencesizlik kalıcı hale getiriliyor.
Bu düzenin sonunda emekli de çalışan da aynı çarkın içinde öğütülüyor.
⸻
Asıl soru şu:
Bir sonraki sıfatı “rahmetli” olacak bir yaşam evresindeyken, emekliler neyin korkusunu taşıyor?
Neyi kaybetmekten çekiniyoruz?
Zaten elimizden alınan maaş oranı ortada. Sendikal hak ortada. Gelecek güvencesi ortada.
Her partinin, her tarikatın, her fraksiyonun gölgesinde dernek ve sendika kurulmasına mesafeli duruyoruz. Ama bağımsız bir emekli örgütlenmesine de cesaret edemiyoruz.
Oysa yapılması gereken açık:
Bağımsız, Cumhuriyetçi, hiçbir siyasi güdüm altında olmayan bir emekli dayanışması.
Türk ulusunun birliği, Türkiye’nin bütünlüğü ve Cumhuriyet’in bağımsızlığı temelinde; emekçinin ve emeklinin hakkını savunan bir örgütlenme.
Bu yalnız bugünün değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın meselesidir.
Hak verilmez. Alınır.
Ama ancak örgütlüyseniz.
Emekliler neyi bekliyor?
⸻

