Bu söz, Kurtuluş Savaşı’nın en karanlık ve en belirsiz günlerinde, bağımsızlık fikrinin henüz filizlenmeye çalıştığı bir dönemde söylenmiş sert ve tavizsiz bir ilkedir. O yıllarda kimi çevreler, içinde bulunulan ağır koşulları gerekçe göstererek mandacılığı ya da dış güçlere bağımlılığı “kötünün iyisi” olarak sunmaya çalışıyordu. Atatürk’ün bu sözü, tam da bu anlayışa karşı verilmiş net bir reddiyedir: Kötülük, derecelendirildiğinde meşrulaşmaz; daha az zararlı olduğu iddiasıyla kabul edilen her şer, sonunda en büyük yıkımın kapısını aralar.
Bu yaklaşım, yalnızca dönemin koşullarına özgü bir siyasi tavır değil, aynı zamanda evrensel ve zamansız bir duruşun ifadesidir. Çünkü ilkesizlik, kısa vadede rahatlatıcı gibi görünse de uzun vadede bağımsızlığı, onuru ve iradeyi aşındırır. “Ehven-i şer’e razı olmak, mücadeleden vazgeçmenin daha süslü bir adıdır.
Bugün bu söz, yalnızca geçmişte mandacılığı savunanlara değil, ilkesizliği strateji, teslimiyeti gerçekçilik, çaresizliği siyaset olarak sunan tüm anlayışlara yöneltilmiş bir uyarı niteliği taşımaktadır. Bugünse, siyasi tercihlerin, geçici kazanımlar ya da korkular üzerinden değil; ilke, adalet ve bağımsızlık temelinde yapılması gerektiğini hatırlatır. Aksi halde sistem, kendi iç çelişkileriyle ayakta durur gibi görünse de aslında çürümeye mahkûmdur. Önemli olan sistemin çürümesi değil, insanın çürümesidir.
Gerçek dönüşüm, “mevcut seçenekler arasında en az zarar vereni” seçmekle değil, bu seçenekleri dayatan zemini reddetmekle başlar. İşte bu reddiye, sistemin dayanak noktalarını sarsar; alışılmış dengeyi bozar. Tarihsel kırılmalar da tam olarak böyle anlarda ortaya çıkar. İlkesiz uzlaşmaların yerine ilkesel bir karşı çıkış konulduğunda, bu yalnızca bir siyasi tercih değil, bir kurtuluş hamlesi haline gelir.
Bu nedenle “ehven-i şer’i reddetmek, bir inat ya da romantizm değil; aksine uzun vadeli ve köklü bir özgürlük mücadelesinin ilk adımıdır. Dün olduğu gibi bugün de gerçek kurtuluş ancak şerre karşı tavizsiz bir duruşla mümkündür. Onun için bu partisel ve siyasilerin çıkarcı dünyasına atılacak ilk bomba niteliğini taşır. Demokrat düzlemde, bu sandıktan seçimden uzaklaşmak ile toplumsal tepkinin zemin bulması ve uygulanması gerekir. KORKMA! Bu düzen zaten göstermelik demokrasi adı altında gerçekleşti. Şimdi bunu yıkma zamanı. Bu uygulandığında kim gelirse tek başına gelir ancak diğer göstericiler ortadan kalkacağı için, direkt olarak halkla yüzleşmesi sağlanır. Bu başarılırsa, düzen bağları yerinden oynar ve toplumsal birliktelik yeniden yaşama geçer.
Bugüne, meclis yapısına baktığımızda zaten bu durumdayız. Ancak diğer aparatların varlığı, umut gibi algılanmaktadır. Önemli olan bu algıyı yıkmaktır. Belki sonuç daha ağır koşullara döner ama, bu birlik sağlanınca, mücadele gerçek varlığını ortaya koyar ve arkasından gelecek devrim, ülkeyi, insanı bu çürümüş düzenden kurtarır.
Fuat YEŞİLKAYA
17.12.2025

