CUMHURİYET; YALNIZCA BİR YÖNETİM ŞEKLİ DEĞİL, MİLLÎ İRADENİN KURUMSAL HÂLE GELMİŞ HÂKİMİYETİDİR.

ATATÜRK’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, bir beyanat olmanın ötesinde; milletin kendi kaderini tayin etme kudretinin hukuk düzeni ve devlet mekanizması içinde teminat altına alınmasıdır. Bu ilke, bireysel çıkarların değil, toplumsal bütünün yükselişini esas alan ahlâkî bir nizamın adıdır. Çünkü Cumhuriyet; yüksek faziletler toplumudur, ilerlemeyi yalnız madde planında değil, zihin ve ruh planında da hedefleyen bir medeniyet tasarısıdır.

Ne var ki, milletin kendi kaderini bizzat belirleyebilmesi; kendiliğinden ortaya çıkan bir irade değil, planlı biçimde inşa edilmesi gereken bir millî bilinç meselesidir. Bu bilinç; ancak yaygın, eşitlikçi ve millî hedeflere odaklanmış bir eğitim sistemiyle; üretimin belli merkezlerde toplanmadığı, aksine milletin her ferdine ekonomik varlık kazandıran bir sermaye düzeniyle vücut bulur. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, işte bu bütüncül yapıyı hayata geçirmiş; köylüyü milletin efendisi saymış, sanayileşmeyi halkçılık esasıyla birleştirmiştir.

Ancak 1938 sonrasında başlayan siyasal kırılma, milli egemenliğin anlamını yavaş yavaş dönüştürmüştür. Çok partili hayata geçiş, başlangıçta milli iradenin yeni bir tezahürü gibi sunulsa da zamanla millet iradesi yerine, çıkar gruplarının tahakküm aracı hâline gelmiştir. Sermaye bölgesel değil sınıfsal temelde birikmiş; eğitim sistemi millî karakterini kaybetmiş, Atatürk ilke ve devrimleri, kalkınmanın ana omurgası olmaktan çıkarılarak, nostaljik bir hatıraya indirgenmiştir.

GERÇEK ŞUDUR:

Cumhuriyet’in altına konan ilk dinamit, bir yönetim şekli tartışması değil, o yönetimin dayandığı insan modelinden sapılmasıdır. Zira Cumhuriyet, şekil planında savunulup, özünde çürütülebilecek bir yapı değildir. Cumhuriyet’in gerçek bekçisi, onu anlayan, içselleştiren ve daha ileri taşıyan bilinçli yurttaştır. Bu bilinç yok edilirse, seçimler yapılsa da egemenlik millete değil, menfaat odaklarına geçer. Millet kendi kaderini tayin edemez hâle gelir; kaderini tayin eden başkalarının tercihlerinin nesnesi olur.

Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele, Cumhuriyet’in adının korunup özünün tasfiye edilmiş olmasıdır. Sözlerin tekrarı bize çare değildir. Esas olan, o sözlerin dayandığı fikri sistemi yeniden inşa etmek; her yurttaşı bu fikrin taşıyıcısı hâline getirmektir. Cumhuriyet’i yaşatmak; nutuk okumakla değil, bir milleti yeniden şahlandıracak insanı yetiştirmekle mümkündür. Bu ise GENEL, EŞİT, EĞİTİM SİSTEMİ İLE OLUŞUR. İsterseniz test edebilirsiniz. Her ATATÜRKÇÜ, MİLLETİN KADERİNİ YİNE MİLLET BELİRLEYECEKTİR sözüne imza atar. ANCAK nasıl olacak sorusuna cevap veremez.

Bu sözün karşılığı ancak bunlar kurulduğunda yaşama geçer.

  1. Eğitimde bağımsız ve milli bir zihniyet sahibi olmalı,
  2. Ekonomide başkasına muhtaç olmamalı, üretim gücünü kendi elinde tutmalı,
  3. Devlet kurumlarını denetleyebilen bilinçli bir yurttaş kitlesi yetiştirmeli,
  4. Millî irade, çıkar gruplarının değil, millet bütününün ortak aklı hâline gelmelidir.

Yani millet kendi kaderini ancak şu şartlar altında belirleyebilir:

Hakimiyet kağıt üzerinde değil, üretimde, eğitimde, hukukta ve ahlaki yapıda milletin elindeyse. Millet, iradesine yön veren güçleri tanıyacak bilinçteyse. Karar alma mekanizmaları gerçekten halka açık ve hesap verebilir ise. Ülkenin maddî ve manevî servetleri bir azınlığa değil, milletin ortak menfaatine hizmet ediyorsa. Bu söz yerini bulur.

Milletin kaderini belirleme hakkı, ancak millet şuurlu, üretken, bağımsız ve kendi menfaatini koruyacak bir düzende örgütlü hale geldiğinde gerçeğe dönüşür. Aksi halde bu söz, millet adına karar veren azınlık iktidarlarının süslü bir maskesi olur.

Fuat YEŞİLKAYA
29.10.2025

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir