Ülkede neredeyse her gün yeni bir siyasi parti kuruluyor. İsimler değişiyor, logolar değişiyor, yüzler değişiyor; fakat düzen asla değişmiyor. Çünkü bu partilerin hiçbiri çözüm değildir, yalnızca sistemin ürettiği yan ürünlerdir. Halkın umutlarını emen, öfkesini oyalayan ve sonunda aynı çürümüş mekanizmaya hizmet eden yapılardır. Buna “siyasi çoğulculuk” denmesi ise düpedüz bir aldatmacadır.
Bugün seçim denen süreç, millet iradesinin tecellisi olmaktan çıkmıştır. Sandık vardır ama irade yoktur. Sonuçlar önceden şekillenir, roller önceden dağıtılır. Kimin kazanacağı, kimin kaybedeceği milletin tercihinden çok, milletin dışında kurulan ve hesap vermeyen bir güç alanı tarafından belirlenir. Yıllardır seçim yapılmasına rağmen iktidarın değişmemesi tesadüf değil, sistemli bir mühendisliğin ürünüdür. Tek adam düzeni bir “başarı” değil, toplumun iradesizleştirilmesinin sonucudur.
Bu noktadan sonra “nasıl oldu?” diye sormak anlamsızdır. Nasıl olduğu bellidir, sonuç ortadadır. Asıl mesele, bu düzenin neden hâlâ kabul edildiğidir. Cevap açıktır: Halk, siyasetçilerin arkasından sürüklenmeye alıştırılmıştır. Korku, kutuplaşma, kimlik siyaseti ve hamasi nutuklarla millet edilgen hâle getirilmiştir. İdeoloji artık bir fikir değil, bir zincirdir. Duygular ise iktidarın en ucuz silahıdır.
Bugün ideolojik söylemlerin, dini ya da milli duyguları istismar eden nutukların ülkeye verebileceği tek bir katkı kalmamıştır. Bunların tamamı tüketilmiş, çürümüş ve zararlıdır. Bu dille kurulan her siyaset ister iktidar ister muhalefet olsun, mevcut düzenin ömrünü uzatmaktan başka bir işe yaramaz.
Çözüm, yeni parti kurmak değildir. Çözüm, mevcut siyasetin tamamını milletin sırtından atmaktır. Millet, siyasetçilerin altından çekilmelidir. Onları var eden meşruiyet geri alınmadıkça, hiçbir değişim mümkün değildir. Bu, makyajlı bir reform değil; topyekûn bir kopuştur.
Bu kopuş, “yeni” adı altında sunulan sahte projelerle değil; Cumhuriyet’in kuruluş iradesine dönmekle mümkündür. Atatürk’ün politikaları bugün hâlâ rahatsız edicidir çünkü bağımsızlık ister, akıl ister, liyakat ister, halk egemenliği ister. Bu ilkeler, kişilere biat eden, sorgulamayan, kaderine razı bir toplum düzeniyle bağdaşmaz. İşte bu yüzden sistematik olarak unutturulmuş, sulandırılmış ve itibarsızlaştırılmıştır.
Yeni Türkiye denilen şey, geçmişten kopmak değil; Cumhuriyet’i yarım bırakanların elinden geri almaktır. Bu, tek adamların, kutsallaştırılmış liderlerin, dokunulmaz siyasi elitlerin sonudur. Millet, ya bu düzeni kökten reddedecek ya da edilgen bir kalabalık olarak yönetilmeye devam edecektir. Ortası yoktur.
Bu bir çağrı değil, bir tespittir. Bu düzen değişmez. Yıkılmadan yenisi kurulmaz.
Fuat YEŞİLKAYA
17.12.2025

