Eğer memleket dahilinde ve haricinde, ATATÜRK aklı ile hareket edemiyorsan, Yönetici, Komutan, Stratejist, olma imkanın sıfırdır. Memleketin kurtuluşu o yüksek zekanın zeminle nasıl, nerede, buluşacağını tahlil etmek, test etmek ve uygulamakla olur. Bizler 40 yıldır eğitimlerin ardından bu düşünce yapılarına ulaştık. Ancak bunlar halkın tamamının anlayacağı, bileceği, uygulayacağı zihinsel formüller değildir.
Atatürk’çü düşünmek, başkalarının Atatürk hakkında anlattıklarına dayanarak onun fikirlerini yorumlamaya çalışmak demektir. Bu yaklaşımda kişi, Atatürk’ün ne söylediğine odaklanır. Oysa Atatürk’çe düşünmek, Atatürk’ün düşünce yapısını, olaylar karşısında nasıl karar verdiğini, zihinsel işleyişini, akıl yürütme biçimini ve bakış açısını anlamak ve kendi zihninde yeniden kurmak demektir. Bu düzeyde kişi, artık Atatürk hakkında düşünmez; Atatürk gibi düşünmeye başlar, yani onun düşünce sistemini kullanarak yol alır.
Gerçek Atatürkçülük, sadece Atatürk’ün sözlerini ezberlemek değil; o sözlerin hangi şartlarda, hangi amaçla ve hangi zihinsel süreç sonucunda ortaya çıktığını kavramaktır. Bu, bilgiye sahip olmakla değil, o bilgiyi üreten akıl düzenini kendi zihninde işletmekle mümkündür. Atatürkçü düşünmek; sebep-sonuç ilişkilerini doğru kurmak, olayları sadece görünen yönüyle değil, tarihsel, siyasal ve stratejik sonuçlarıyla değerlendirmek, her meseleyi milletin bağımsızlığı ve egemenliği açısından tartmak demektir. Bu düşünce biçimi duygusallığa değil bilime, tepkiselliğe değil öngörüye, günü kurtarmaya değil geleceği kurmaya dayanır.
Atatürk’ün “Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir” sözü, aslında onun fikirlerinin ezberlenmesini değil, düşünme yönteminin benimsenmesini ifade eder. Yani Atatürk’e bağlılık, onun söylediklerini tekrar etmek değil; onun gibi akıl yürütmek ve çağın şartlarına göre yeni çözümler üretmektir.
Sonuç olarak Atatürk’ü düşünmek ile Atatürk’çe düşünmek arasında derin bir fark vardır. İlki bir bilgilenme düzeyidir, ikincisi ise bir bilinç ve zihinsel yetkinlik düzeyidir. Gerçek Atatürkçülük, onun fikirlerini tüketen değil, onun düşünce sistemini yaşatan kişide var olur.
KISACA, ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNSEL ÇEKİRDEK MODELİ
ÖN KABUL (ZİHİNSEL ZEMİNİ BELİRLEYEN İLKELER)
Bunlar Atatürk’ün beyninde her düşünmeden önce sabit olarak bulunurdu. Bu ilkeler değişmez; kararlar bu sabitlerin ışığında şekillenir.
1. Millet iradesi en üstün güçtür.
“Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” Her düşünce, “Bu milletin egemenliği ve kaderine sahip olmasıyla sonuçlanır mı?” sorusundan geçer.
2. Tam bağımsızlık şarttır.
Ekonomik, siyasi, kültürel, askeri hiçbir boyutta dışa bağımlılık kabul edilemez. “Ya istiklal ya ölüm.” sadece bir slogan değil, karar filtresidir.
3. Akıl ve Bilim tek meşru rehberdir.
İnançlara saygı vardır ama devlet yönetimi akılla yürütülür. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” bir duygu değil, bir yönetim prensibidir.
4. Gerçekçilik (ilim ve gözleme dayalı tespit).
Düşünce önce mevcut durumu tüm gerçekliğiyle teşhis eder. Olması istenen değil, olan esas alınır. Ardından olması gereken inşa edilir.
ZİHİNSEL İŞLEM ADIMLARI (ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNÜRKEN KULLANDIĞI 5 ADIM)
Her meselede bu adımları uygular:
Durumu Teşhis Et (Gerçekleri Acıtsa da Gör):
“Efendiler, içinde bulunduğumuz vaziyeti bütün açıklığı ile bilmek zorundayız.” Abartı yok, korku yok, umutla kendini kandırmak yok. Ne var? Nasıl bu hale geldi? soruları sorulur.
Neden-Sonuç Analizi ve Tarihsel Derinlik:
Bir milletin kaderini tayinde geçmişin dersleri ihmal edilemez.” Olay bugünün değil, tarihsel ve geleceğe uzanan zincirin bir halkasıdır.
Çözümü Bağımsızlık Ölçütüyle Test Et:
Her çözüm önerisine şu soru sorulur:
“Bu yol, milletin bağımsızlığını artırıyor mu, azaltıyor mu?” Artırmıyorsa reddedilir.
Bilimsel ve Sistemli Planlama:
Öğeleri, kurumları, kaynakları bir araya getirir. Tesadüfe yer yoktur; her adım planlanır.
Kurucu Irade ile Uygulamaya Geç:
“Yapılması gerekli olan ne ise onu yapacağız.” Atatürk sadece analiz yapmaz; son adım uygulamadır. “Bir gün yapılacaktır” demez; “Biz yapacağız” der.
ZİHİNSEL FİLTRELERİN KISA FORMÜLÜ (ATATÜRKÇE DÜŞÜNME TESTİ)
Bir karar vereceksin. Kendine şu dört soruyu sor:
1. Egemenlik Testi: Bu karar milletin iradesini güçlendiriyor mu?
2. Bağımsızlık Testi: Bu karar bizi dışa bağımlı kılar mı, yoksa bağımsızlığı artırır mı?
3. Bilim Testi: Bu karar akıl ve bilimle temellendirilebilir mi?
4. Gelecek ve Tarih Testi: Bu karar 50 yıl sonra Türk milletini nerede konumlandırır?
Bu konu kitaplar dolusu bilgiler içermektedir. Ancak çok kısa ne ve nasıl arasındaki farkı anlatmaya çalıştım.
Bu anlayışla SURİYE POLİTAKSINI örnekleyelim.
Atatürk’e göre dış politika, bir milletin varlığını, bağımsızlığını ve geleceğini güvence altına almanın araçlarından biridir. Bu nedenle
dış politika bir “niyet” değil, bir “zorunluluk bilinci” içinde ele alınır. Atatürk, başka ülkelerin niyetlerine göre değil, Türkiye’nin çıkarlarına ve güvenlik gereksinimlerine göre hareket eder. Dostluk ya da düşmanlık duygusal değil, stratejik zeminde tanımlanır.
SURİYE MESELESİNE ATATÜRK’ÜN BAKIŞINI ANLAMAK İÇİN ÖNCE HARİTAYA DEĞİL, TARİHE BAKMAK GEREKİR.
Suriye, Osmanlı’dan koparılmış bir coğrafya olarak Türkiye’nin güney sınırında jeopolitik bir boşluk oluşturmuştur. Bu boşluk, Fransa’nın mandasıyla birlikte Türkiye’nin güvenliği açısından bir tehdit alanına dönüşmüştür. Atatürk, bu bölgeyi sadece siyasal sınır olarak değil, Türk milletinin güvenlik kuşağı olarak değerlendirmiştir.
Ona göre Suriye, Türkiye’den koparılmış olsa bile tamamen bağımsız bir karar mercii değildir; büyük güçlerin etki sahası altındaki bir bölgedir. Bu nedenle Atatürk “Suriye ile ilişkiler” derken aslında “Suriye üzerinden Türkiye’ye yöneltilen dış baskılarla mücadeleyi kasteder. Bu bakış açısı, meseleyi duygusal veya tarihsel nostaljiyle değil, güvenlik merkezli ve realist bir zeminde ele almamızı sağlar.
Atatürk Suriye’ye asla işgal edilecek bir toprak gözüyle bakmamıştır; fakat oradan doğabilecek her tehdidi Türkiye’nin iç meselesi saymıştır. Çünkü güney sınırı bir savunma hattı değil, Türkiye’nin bekasının ilk temas noktasıdır. Bu nedenle Atatürk dış politikada Suriye’ye dair üç temel ilkeye dayanır:
1. Güney sınırında yabancı egemenliğine karşı sürekli teyakkuz
2. İç güvenlikle dış güvenliğin birbirinden ayrılamaz olduğunu kabul
3. Eğer Suriye’de merkezi otorite zayıflarsa, Türkiye’nin bekası için stratejik inisiyatif alma görevi
Bu çerçevede Atatürk’e göre Suriye, sınır komşusu bir devlet olmanın ötesinde, Türkiye’nin jeopolitik kaderini doğrudan etkileyen bir güvenlik alanıdır. Bu yazdıklarıma baktığınızda, ATATÜRKÇE düşünce temelini yakalarsınız.
ATATÜRK’ÜN SURİYE MESELESİNDE ZİHİNSEL İŞLEYİŞ MODELİ
Aşağıdaki adımları lütfen dikkatle incele. Bu sadece Suriye değil, Atatürk’ün tüm dış politika kararlarında uyguladığı düşünsel yapının temelidir.
1. Coğrafya Değil, Güvenlik Okuması Yap
Atatürk bir haritayı asla çizgilerle değil, tehdit ve fırsat alanlarıyla okur. Suriye’yi değerlendirirken şu soruyu sorar: “Bu toprak parçası bugün kimin kontrolünde ve bu benim ülkemin güvenliğini nasıl etkiliyor?” Yani mesele “Suriye ne olacak?” değil,
“Suriye üzerinden Türkiye’ye ne olacak?” sorusudur.
2. Millî Güvenlik Odaklı Birinci Soru
Atatürk bir meseleyi anlamaya şuradan başlar: “Bu bölgedeki güç değişimi Türkiye’nin bekasını etkiler mi?”
Cevap evetse mesele dış politika değil, devletin yaşamsal meselesidir.
3. Tarihsel Arka Planı Kontrol Et
Atatürk olayı bugünden okumaz; geçmişteki akışın nereye doğru evrildiğine bakar. “Suriye, Osmanlı’dan nasıl koptu?” “Bugün orada bulunan güçler tesadüf müdür, yoksa büyük bir planın devamı mıdır?” Çünkü ona göre tarihte kopuş yoktur; süreklilik vardır.
4. Dış Gücün Niyetini Çöz
Atatürk Suriye’ye bakarken, Fransa, İngiltere, daha sonra ABD gibi güçlerin ne amaçladığını anlamaya çalışır: “Bu güçler Suriye’yi Suriye için mi yönetiyor, yoksa Türkiye’yi kuşatmak için mi?” Bu kritik bir Atatürk sorusudur. Çünkü Atatürk’e göre: “Hiçbir devlet başka bir coğrafyaya iyi niyetle gitmez; oradaymış gibi görünerek aslında başka bir yeri hedefler.”
5. İç Unsurların Dış Güçlerle Bağlantısını Çöz
Atatürk zihninde şu bağı kurar:
“Suriye’deki etnik yapıların hangileri dış güçlerle iş birliği yapabilecek potansiyele sahiptir?” “Bu yapıların Türkiye içinde karşılığı var mıdır?” Bu aşama, Atatürk düşüncesinde “ulusal güvenlik dokusunun inşasıdır.
Bu İlk 5 Adım Ne Yapar?
Bu 5 basamakta Atatürk meseleyi tanımlar. Henüz çözüm sunmaz. Çünkü önce:
Kimin aktör olduğunu
Kimin gizli aktör olduğunu
Bu meselenin aslında hangi stratejik oyuna bağlı olduğunu belirler.
ATATÜRK’ÜN KARAR OLUŞTURMA MEKANİZMASI
(Suriye örneği üzerinden düşünsel modeli kurmaya devam ediyoruz)
Bir devlet adamı ya da komutan gibi değil, bir kurucu lider gibi düşünmesiyle Atatürk’ün zihni benzersizdir. O, hiçbir meseleyi “olay” olarak değil, “stratejik akış” olarak değerlendirir. İşte meseleye nasıl çözüm üretmeye başladığının zihinsel şeması:
6. Suriye Sadece Suriye Değildir
Atatürk meseleyi şu soruyla yeniden tanımlar:
“Suriye, aslında kimin elindedir ve bu el kime uzanmaktadır?” Eğer Suriye, Fransa’nın mandası altındaysa mesele Fransa’ya karşı güvenlik meselesidir. Eğer İngiliz etkisi varsa mesele Ortadoğu-İngiliz egemenliği meselesidir. Eğer bugün PKK/YPG varsa mesele Türkiye’nin güneyinde yeni bir devletçilik kurulması meselesidir.
Atatürk için böylece konu: “Türkiye’nin sınırı” değil, “Türkiye’nin kuşatılması girişimi” haline gelir.
7. İç-Dış Bağı Kur: “Dışarıdaki Tehdit İçeriye Ne Taşır?”
Atatürk her meselede şu soruyu sorar:
“Bu hareket Türkiye içinde nasıl bir sonuç doğurur?”
Çünkü ona göre dış politika, iç güvenliğin uzantısıdır. Yani Suriye meselesi, Türkiye içinde bölücü hareketleri tetikleyebilecekse, artık Suriye dış politika konusu olmaktan çıkar, iç beka meselesine dönüşür.
8. Zaman Faktörünü Hesapla
Atatürk’e göre güvenlik meseleleri bekleyerek çözülemez. Zaman, tehdit üretir. Bu nedenle sorar: “Bugün müdahil olmak mı, yoksa beklemek mi daha büyük bedel doğurur?” Eğer beklemek düşmanı güçlendiriyorsa, Atatürk beklemez. Buna “önleyici stratejik hamle” denir.
9. Müdahale Türünü Belirle
Atatürk’ün zihninde seçenekler vardır; asla tek yol düşünmez. Müdahale üç kademede ele alınır:
1. Diplomatik Müdahale: Uluslararası hukuku ve anlaşmaları kullanarak egemenlik alanı genişletmek.
2. Askerî-Psikolojik Hazırlık: Fiili güç kullanmadan, askeri caydırıcılık oluşturmak.
3. Doğrudan Güç Kullanımı (Zorunlu ise): Sadece meşruiyet ve zaman üstünlüğü sağlandığında yapılır.
Atatürk hiçbir zaman ilk adımda “savaşalım” demez, ama “gerekirse gireceğim” iradesini en başta koyar. Bu kararlılıkla caydırma yöntemidir.
10. Sonuç Değil, Kalıcı Düzen Hedeflenir
Atatürk bir meselede geçici zafer değil, kalıcı barış düzeni kurmak ister.
Suriye’de nihai hedef şudur:
Türkiye’ye karşı kullanılmayacak, Dış güçlerin nüfuz alanı olmayacak, Türkiye’nin güney sınırını tehdit etmeyecek bir statü oluşturmak.
Bu “egemenlik sahasını koruyan stratejik kuşak doktrinidir.
ATATÜRK BUGÜN SURİYE MESELESİNE NASIL BAKARDI?
Şimdi adımları senin gözün önünde çalıştırıyorum:
1. Coğrafya Değil, Güvenlik Okuması
Suriye bugün, kendi içinde parçalanmış fiili bir devlet değildir. ABD, Rusya, İran ve İsrail etkisi altındadır. Türkiye’nin güneyinde bir terör devleti kurulmak istenmektedir.
Atatürk bu tabloyu şöyle okurdu:
“Bu coğrafya Suriye olarak görünmektedir, fakat gerçekte büyük devletlerin Türkiye’ye uzattığı bir kuşatma hattıdır.”
2. Bu Değişim Türkiye’nin Bekasına Etki Ediyor mu?
Kuzey Suriye’de oluşturulan yapı doğrudan Türkiye sınırına yaslanmakta PKK/YPG yapılanması etki alanını Türkiye topraklarına taşımaktadır
Atatürk bu soruya kesin cevap verirdi:
“Bu bir dış mesele değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin iç güvenlik meselesidir.”
3. Tarihsel Süreklilik Analizi
Atatürk, 1916 Sykes-Picot anlaşmasını hatırlar, Musul-Kerkük meselesini yeniden aklına getirir ve der ki: “Bu proje, Türk milletini güneyden koparmak için yüz yıldır devam eden haritanın yeni aşamasıdır.”
4. Dış Güç Niyeti Tespiti
Bugün ABD açıkça PYD/YPG’ye devletçik kurduruyor. İsrail bu yapıyı kendi güvenliği için tampon devlet olarak destekliyor.
Atatürk’ün yorumu:
“Bu yapı Suriye için değil, Türkiye’yi parçalamak içindir.”
5. İç Unsur-Bağlantı Analizi
Türkiye içinde destek bulabilecek etnik-siyasi yapılar vardır. Bu proje içeride bölücülüğü tetiklemektedir.
Atatürk net teşhis koyar:
“Güney sınırında kurulacak bir devlet, Türkiye içinde iç savaş hazırlığıdır.”
Şimdi Karar Üretme Aşamasına Geçiyoruz:
6. Suriye Sadece Suriye Değildir
Bugün Suriye, ABD-İsrail ekseninin Türkiye karşıtı ileri karakoludur.
7. İç Güvenlik Bağı
Bu yapı büyürse Türkiye içinde ayrılıkçı hareket silahlı zemine taşınır.
8. Zaman Faktörü
Beklemek tehdidi büyütür, Atatürk beklemezdi. Önleyici stratejik hamle üretirdi.
9. Müdahale Türü
Atatürk üç aşamalı müdahaleyi işlerdi:
1. Diplomatik hamle:
ABD’yi uluslararası hukukta köşeye sıkıştırmak,
Suriye’nin egemenliğini savunan uluslararası blok oluşturmak,
“Terör devleti” kurma girişimini meşruiyetsiz ilan ettirmek.
2. Askerî caydırıcılık:
Sınır boyunca daimi askerî varlık,
Gerekirse derinliğe operasyon, “Sınır ötesi güvenlik hattı” kurmak.
3. Kalıcı çözüm:
Türkiye’nin güney sınırında tampon değil, Türkiye dostu bir yönetim oluşturmak.
10. Nihai Hedef: Kalıcı Güvenlik Kuşağı
Atatürk, Suriye’nin tamamen Türkiye karşıtı bir yapıya dönüşmesini beklemez, Suriye’de Türkiye eliyle yeni bir düzen kurulmasını hedeflerdi.
Bu düzen ya merkezi Şam yönetimiyle sağlanır, ya da Şam otoritesi yoksa Türkiye bizzat inisiyatif alarak güneyinde güvenlik kuşağını kurar. Atatürk buna “hak doğuran fiili egemenlik” derdi.
Sonuç: Atatürk bugün yaşasa
Tereddüt etmez, Oyalama siyaseti gütmez, Uluslararası hukuku, diplomasiyi, askeri caydırıcılığı birlikte kullanır,
Güneyde Türkiye’ye bağlı güçlü bir yönetim alanı oluştururdu Tüm bu örneklemelerle, ATATÜRKÇÜ, düşünce ile ATATÜRKÇE düşünmenin arasında ki fark anlaşılmıştır sanırım
Saygılarımla
Fuat YeşilKaya

