Sorusu, aslında bugünün sorunlarını onun bakış açısıyla çözmeye çalışmak demektir. Cevabı tarihsel kişiliğine, yönetim tarzına ve dönemin koşullarına göre düşünebiliriz.
Aşağıda, bugünün Türkiye’sinde Atatürk yeniden yönetime gelseydi nasıl bir yönetimsel politika izleyebileceğini adım adım açıklayayım.
DEVLETİN YENİDEN KURULUŞU: KURUMSAL BAĞIMSIZLIK REFORMU
Atatürk’ün ilk işi, “devleti devlet yapan kurumları” yeniden ayağa kaldırmak olurdu.
Bugün zayıflayan yargı, yasama ve yürütme dengesi onun için en acil meseledir.
Yargı Reformu: Hâkimler Kurulu’nun bağımsızlığı, savcıların siyasi etkiden arındırılması.
Meclisin Gücü: Milletvekillerinin parti değil millet iradesini temsil etmesi; Meclis’in bütçe, denetim ve yasa yapma gücünün iadesi.
Kamu Yönetimi: Liyakat esasına dayalı devlet kadroları. “İşi ehline verme” Atatürk’ün en katı ilkelerindendi.
Bir milletin bağımsızlığı, adaletinin bağımsızlığı ile ölçülür.
Mustafa Kemal Atatürk
PLANLI DEVLETÇİLİK: ÜRETİM ODAKLI KALKINMA
Atatürk, bugünkü borç ekonomisini kesinlikle reddederdi. Üretim temelli millî ekonomi anlayışını yeniden kurardı.
Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden güçlendirilmesi
Stratejik sektörlerde devlet öncülüğü: tarım, enerji, savunma, ilaç, yazılım
Halk Sermayesi Modeli: halkın üretimden doğrudan pay aldığı, kârın tabana yayıldığı ekonomik sistem
Borçla değil üretimle büyüme
Siyasi bağımsızlık, iktisadi bağımsızlıkla kaimdir.
Mustafa Kemal Atatürk
KÖYLÜ VE ÜRETİCİ ODAKLI KALKINMA
Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” sözü bugün yeniden hayat bulurdu.
Tarımda kooperatifleşmeyi, entegre tesisleri ve köylüye üretim desteğini güçlendirirdi.
Tarım Bankası, Tohum Enstitüsü, Ziraat Kolejleri yeniden kurulur.
Tarım ürünlerinde ithalat değil, ihracat fazlası hedeflenirdi.
Gıda egemenliği “ulusal güvenlik meselesi” olarak görülürdü.
EĞİTİM VE BİLİM SEFERBERLİĞİ
Atatürk, 21. yüzyılın “Bilgi Savaşı Çağı” olduğunu görür ve buna göre seferberlik ilan ederdi.
Eğitimi yeniden kamusal bir milli proje haline getirirdi.
Fikir hürriyeti, bilimsel özgürlük, laik eğitim esas olurdu.
Yapay zekâ, biyoteknoloji, enerji, savunma teknolojileri stratejik alanlar haline getirilirdi.
Üniversiteler, üretim ve planlama süreçlerinin beyni olurdu.
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.
Mustafa Kemal Atatürk
ULUSAL BİRLİK VE HALK EGEMENLİĞİ
Atatürk’ün en temel ilkesi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”.
Bu çağda o, halkın yönetime doğrudan katıldığı bir model kurardı.
Yerel yönetimlerde halk meclisleri
Ulusal ölçekte yurttaş temsil sistemi (parti disiplini yerine halk vekilliği)
Katılımcı, şeffaf yönetim
Dijital oylama, kamu bütçesinin halka açık izlenmesi
BAĞIMSIZ DIŞ POLİTİKA “YURTTA SULH, CİHANDA SULH”
Atatürk bugün yaşasaydı:
Ne NATO’ya körü körüne bağlı kalırdı, ne de doğuya teslim olurdu.
Tam bağımsız, dengeci, akılcı diplomasi izlerdi.
Türk dünyası, Orta Doğu, Afrika ve Asya’da ekonomik ve kültürel ortaklık kurardı.
Türkiye’yi yeniden bölgesel lider konumuna getirirdi.
LAİKLİK, KADIN VE YURTTAŞ EŞİTLİĞİ
Atatürk’ün laiklik anlayışı sadece din-devlet ayrımı değil, aklın ve vicdanın özgürlüğü anlamına gelir.
Kadınların eşit yurttaşlık haklarını yeniden güçlendirirdi.
Dini siyasetin aracı olmaktan çıkarır, inancı vicdanın özgür alanına taşırdı.
Yurttaşlık bilincini “Türklük” kimliği altında birleştirirdi: “Ne mutlu Türküm diyene.”
YENİ KUŞAKLARA VİZYON: “FİKRİ, VİCDANI, İRFANI HÜR NESİLLER”
Atatürk bugünkü gençliğe şu çağrıyı yapardı.
“Beni anlamak demek, beni taklit etmek değildir.
Benim akıl ve ilim yolunda gösterdiğim hedefe yürümektir.”
Yani
Bilimle düşünen, Sorgulayan, Üreten, Kendi kaderini eline alan bir gençlik yetiştirmek.
Şimdi düşünelim. Böyle bir programı partiler yapar mı, veya yapılabilir mi? Sizce?
Bence HAYIR. Düşünmek bile abes. Partilerden umut besleyen Atatürkçüler baksın dalgasına. Ve söylesinler Kurtuluş yok tek başına ya hepimiz ya hiçbirimiz. Aslında bu söylem devrim söylemidir. Miting alanlarında buda eritilir. İçi boşaltılır.
Ne dersiniz?
Fuat Yeşilkaya

