Şimdi 1. yol ve 2. yol olarak adlandıracağımız şeyi belirleyen temel zemin aslında egemenlik, iktidar, güç ve süreklilik sistem diyebileceğimiz temelde 1. yolu. Yani uygarlık tarihine baktığımızda bugün dünyada egemen olan anlayış kapitalist bir sistem var ve bu kapitalist sistemi dünyaya egemen kılan birçok fonksiyonunun ötesinde asıl dayanak noktası onun siyasi, felsefi, ideoloji ve sınıfsal yapısıdır. Yani kapitalizm bir burjuva sınıfının yani sermaye sınıfının egemenliği anlamında 1. yol olarak görülür.
Bugün dünyada bütün her alanda hiç sorgusuz, hiç itirazsız, hiç amasız, fakatsiz olarak yürütülen bir sistem var o da kapitalizm. Bu 1. yol ve kapitalizmin kendi içerisinde aşamaları değişimi, dönüşümü efendim mikro düzeyde ulusal olması, küresel olması gibi bir de bölümlere de katmanları var. Bu 1. diğer 2. yol olarak adlandırılan ise o da kapitalizmin karşıtı olarak yine aynı şekilde bir sınıf iktidarını öne alan kapitalizmi var eden özel serbest özel sermaye temelinde oluşan bir varlık nedeniyken bu yolda ise tersi olarak devleti esas alan ve ideolojik olarak idealizme değil, kar maksimizasyonuna değil, materyalizme ve bürokratizme dayanan 2. yoldur ve biz bunu geçen yüzyılda baskın bir şekilde sosyalizm olarak görüyorduk ama şu anda birkaç ülkenin dışında seslendirilmeyen Çin, Kore ve Küba dışında varlığından sür edilmeyen bir sistem.
Bu da 2. yol. Yani liberalizm, kapitalizm, sosyalizm ve diğer bir şeyde komünizm. Şimdi bu 3. yol ne sermaye sınıfının egemenliğini ne de bürokratizm denilen bürokrat, yöneticiler, elitler, aydınlar, seçkinler ve onların sürdürdüğü bir bilgi, beceri ve teknokratik iktidarları yerine 3. yol liberalizm ve sosyalizmin dışında tamamen her ikisine karşı farklı bir sektöre dayanan, özel sektöre ve devlet sektörüne de dayanmayıp halk sektörüne dayanan toplumcu, kamucu, kooperatifler sistemine dayalı, iktisadi olarak, sosyal olarak da imece ve dayanışmaya dayanan bir anlayış.
Ve bu 3. yol 1800’lerde Avrupa’da ideolojik ve politik olarak kendisini tanımlamış ve bu tanımlamaya solidarizm denilmiş, dayanışmacılık. Ama bu anlayış aynı zamanda sadece Avrupa’daki seslendirilmesi değil. Az önce Faik Bey’in ve Ertuğrul Hoca’nın seslendirdiği Türk tarihinden de köklere olan bir yapısı var bu solidarizmin.
Nedir o? Türk tarihi içerisinde, Türk ulusal kültürü içerisinde yeri var. İmeceler olarak var, cumhuriyet olarak var ve meclis sistemi olarak var. Aynı zamanda ortakçı halk sektörü kooperatif diyebileceğimiz ve geleneksel olarak imece olarak adlandırdığımız bir iktisadi alanı var.
Dolayısıyla solidarizm ideolojisinin, düşüncesinin, fikrinin 3. yolu olarak belirlenmesinin geçen yüzyılda başlayan baskın olarak Avrupa’da ve dünyada da var olan 2 sistemin dışında 3. yolu açan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu var. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu ideolojisi olan Kemalizm kendisini Ziya Gökalp’in deyimiyle tesadüfçülük, Atatürk’ün tanımlamasıyla bu solidarizmi parantez içinde de vurgulamasına rağmen bağlılık olarak tanımladığı anlayış.
Şimdi bizim bu 3. yol fikrini siyasi olarak ve felsefi olarak, tarihsel olarak koyduğumuz zaman şöyle bir şey ortaya çıkıyor.
Dünyada kapitalizmden önce var olan devletlerde ümmet devlet sistemi yani imparatorluklar varken daha sonra kapitalist ülkelerle beraber devlet sisteminin yine imparatorluklar üzerine giydirilmiş çok sesli, çok renkli ve demokrasi olarak adlandırılmış bir yapısına karşım 3. bir devlet anlayışı var. Bu da cumhuriyet.
Yani solidarizmin ortaya çıkmış olmasının temel nedeni Fransa’daki cumhuriyet devlet sisteminden ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
Bu da demek oluyor ki Türklerin 1300’lü yıllarda Ankara’da kurduğu Ankara Ahi Cumhuriyeti tam bu 3. sektörün ana damarlarından birisi. Aynı zamanda bir meclis geleneği var ve toplumsal örgütlülük, temsiliyet meclis esaslarına göre düzenleniyor. Ve bunun devletleşmiş hali de cumhuriyet.
Bunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuyla beraber Kemalizmin öncülüğünde bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Cumhuriyet sistemini görüyoruz. Yani Fransız Cumhuriyet anlayışından Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Cumhuriyet sistemini yeniden Ahi Cumhuriyeti’nin aynı topraklarda Ankara’da başkenti olarak kurulan bir cumhuriyeti görebiliyoruz. Üçüncü yol devlet anlayışında ne imparatorluk ve krallar ne demokratik sistemler adı altında bürokratik yapılar bütün bunların dışında otokratik ya da devletçi yapıların dışında Cumhuriyet anlayışının ve Cumhuriyet meclis sisteminin üçüncü bir devlet yapısı olarak ortaya çıktığını görüyoruz.
Yani üçüncü yol devlet anlayışımızda cumhuriyetçiliktir. Aynı şekilde ümmetçi ve sınıfçı anlayışlara karşı üçüncü yol ulusçuluktur yani merkezdir. Yani sağ ve sol sermaye ve devlet gibi her iki farklı akımların birinci ve ikinci seçeneklerin dışında halkçılık üçüncü yoldur, üçüncü seçenektir.
Özetlediğimiz zaman geriye dönüp baktığımızda Cumhuriyetçilik, halkçılık yine keza ümmetçi dinci anlayışlarla kendisini seküler ya da din karşıtı olarak tanımlayan materyalist anlayışın dışında üçüncü bir anlayış var felsefik olarak o da layıklık anlayışını söyleyebiliriz. Layıklık anlayışı da üçüncü seçenek olarak karşımızda. Dinci ve ümmetçiliğe , dinsiz ve bürokratik devletçiliğe karşı layık bir cumhuriyet ve halkçılık anlayışının üçüncü yol olarak önümüzde aydınlattığını söyleyebiliriz.
Bütün bunların yanında felsefik olarak da şunu söyleyebiliriz. İdealizm ve materyalizm dışındaki üçüncü bir felsefik anlayış ki bu pozitivist enerjetizm felsefesidir. Bu felsefik anlayışta üçüncü yolun anlayışıdır ve keza Kemalizmin bakış açısı değerlendirmesi ve ilkeler olarak tanımladığı sistemi de tamamen bütün alanlarda üçüncü yolu göstermektir.
Yani iktisatta üçüncü yol halk sektörüdür. Devlette üçüncü yol cumhuriyetçiliktir. Diğer alanlarda örneğin sınıfçılık ekseni üzerinde buzlu ve bürokrasi karşısında üçüncü yol halkçılık olabildiği gibi asıl ulusçuluğa dayanmaktadır.
Yani Türk ulusunu ya da bu sistemi başka ülkelere uyarladığımızdan o ülkenin ulusunu merkez olarak almaktır. Dolayısıyla üçüncü yol sınıf çatışmasına karşı liberaller ve sosyalistlerin oluşturduğu sınıf çatışmasına, burjuvazi ve bürokrasinin sınıf çatışmasına karşı üçüncü yol sınıf uzlaşmasını ve meslek birliğini savunur. Dolayısıyla üçüncü yolun ideolojisi solidarizm, diğer bir deyişle kemalizmdir.
Kemalizm sınıf çatışmasını reddeder, sınıf uzlaşmasını ve sınıf meslek dayanışmasını esas alır. Bu yanıyla üçüncü yolun siyaseten, sosyal olarak, ekonomik olarak, felsefi olarak birer açılımı vardır. Bunu özet olarak şöyle diyebiliriz.
Felsefi olarak idealizm ve materyalizme karşı üçüncü yol enerjetizmdir. Siyasi olarak demokrasi ve otokrasiye karşı cumhuriyettir. İktisadi olarak sermaye ve devlete karşı, işçi sınıfı ya da burjuvaziye karşı halkçılıktır, halk sektörüdür.
Bir diğer yanıyla toplumsal yapısı itibariyle de özel ya da komitacı anlayış, yani patronlar ve liderler sultası örgütlenme modeline karşı liberalizmin içerisinden çıkan bu modele karşı sosyalizmin getirdiği komiteci ve kapsayıcı, daraltıcı anlayışına karşı üçüncü yol meclis örgütlenmesidir, meclis temsiliyetidir ve meclise dayalı idari sistemdir, örgütlenmedir. Bu örgütlenme kooperatifte, partide ve devlette temsiliyet düzeylerini, işleyişlerini sağlayacak mekanizma meclistir. Dolayısıyla üçüncü yol, özetlediğimizde mevcut olan bütün ideolojilerin, bütün sistemlerin, bütün devlet anlayışlarının ve
bütün demokrasi diye sunulan liberal demokratların, sosyal demokratların alternatifi olarak üçüncü yol aslında halkçı cumhuriyet ya da cumhuriyetçi halkçılıktır.
Bizim bu yanıyla üçüncü yolu belirginleştirmemiz hem siyaseten hem de sosyal hem de ülkemizin günü ve bugüne dair hatırlatmamız gereken şeylerden birisi Türkiye
Cumhuriyeti Devleti bir üçüncü yol devlet kuruluşudur ve sistemleri de üçüncü yolun ekseni üzerine kurulmaktadır. Üçüncü yol bir teraziye benzetecek olursak terazinin sağ ve sol köşelerine karşı aslında terazinin abrası, orta noktası, dengesidir ve toplumsal olarak da toplumsal barışıdır. Yani bu yanıyla da hem ulusal düzeyde barışın, yurtta barışın hem de dünyada barışın seslendirilmesinde savaş çıvırtkanlığı yapan ve savaşla beslenen burjuvazi ve savaşla beslenen bürokrasiye karşı toplumsal barışı seslendiren üçüncü yolu söyleyebiliriz.
Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu bir üçüncü yol ideolojisinin hayata geçmesi, uygulanması ve bütün sömürgeler, yarı sömürgeler için birer umut , birer kalkınma, birer rehber, birer yol gösterici bir örnek model olarak başlamıştır ki bu bağlantısız hareketiyle Birleşmiş Milletler Narzı’nda çok daha net olarak ortaya konulmuştur. Bugün dünyada bütün sömürgede yarı sömürgelerin tek çıkış yolu, üçüncü yolu takip etmek ve üçüncü yol ittifakını kurabilmektir. Bunu bugün ülkemize uyarladığımız zaman dünyada şu an somut olarak yine iki güç,
iki iktidar yarışı var.
Dünya egemenlik yarışı. Birisi küresel kapitalizmi bir uluslararası burjuva sınıfının küresel kapitalist sisteminin sömürgeci bu emperyal sisteminin dünyayı kendine göre
şekillendirme karşısındaki bütün ulus devletleri yani üçüncü yolun oluşturduğu ulus devletleri yok etmek küçülük şehir devletlerini çevirmek ve onların hepsini yarı sömürge haline dönüştürmek hedefi yaparken onun karşısında bulunan bürokratik ve yarı bürokratik otokratik ya da diktatörlük diyebileceğimiz tırnak içerisinde ikinci dünya ülkeleri kapsamında ki bunu Rusya, İran, Hindistan, Çin gibi asya ülkelerini ifade edebileceğimiz ikili bir kampla yani bir tarafta Şangay öbür tarafta da NATO şeklinde yine iki kutuplu bir dünya karşımızda dururken bizim üçüncü olarak dünya ülkelerine sunacağımız şey yine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin liderliği ve önderliğinde öncülüğünde yarı sömürge sömürge bütün ulusların bir araya gelerek bağımsızlar ve bağlantısızlar ittifakı oluşturarak bu ikili dayatmalara karşı üçüncü yolu inşa etmeleri demektir.
Şimdi dünyada ve bölgemizde yaşadığımız Ukrayna’da ve Suriye’deki Orta Doğu denilen Mezopotamya bölgesindeki paylaşım ya da vekalet savaşlarına bakarsak üçüncü yolu kurabilecek şu anda kurması gereken Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuramamakta, inisiyatif alamamakta irade ve inisiyatifini gösteremediği için iki arada bir darede kalma ve herkese göre şekillenme yani Amerika’yla İngiltere arasında gidip gelmelere ya da Şangay eşlisiyle NATO jandarması arasında zikratlar çizerek birisinde kaydı NATO üyesi olarak diğerinde taklidi ya da şekli olarak yanında üyeliğini bile tartıştı ki hatırlarsınız Tataristan’ın başkentinin kazanda neredeyse üye olma girişiminde bulunmuştu.
Türkiye bu şekilde bir zikzaklar çizen politikaları izlemesi dolayısıyla bu üçüncü yol bağımsızlar ve bağlantısızlar hareketinin öncülüğünü ve önderlerini yapabilecek bir durumda değildir.
Işte bizim bunu yeniden etkin kılabilmesi bölgesinde yeni bir yolu, üçüncü yolu açabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu ideolojisi Kemalizmin iktidar olması ve o Kemalist sistemin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel hatta teolojik de diyebileceğimiz alanlarına etkin olması gerekmektedir. Bunu yapabilmesi için de üçüncü yolun mevcut kurucu partisi olarak gözüken Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere o kurucu ideolojisine ve kurucu değerlerine döndüğü andan itibaren birçok toplumsal sorunların, bölgesel çatışmaların ve dünyadaki çöküşlerin ya da birçok karmaşanın ortadan kalkabileceği sorunların çözülebileceği bir süreci de başlatmış olacaktır diyebiliriz.
Toparlarsak üçüncü yol hem bir bakış açısı hem bir ideoloji hem bir devlet ve toplum sistemiyle ve kendi bölgesi ve dünyaya dair açılımıyla yeni bir çıkış olarak bütün insanlığın bütün uygarlığın ölünü açıp özgürleştirebilecek yurtta ve dünyada barışı sağlayabilecek yegane bir çıkıştır ve bunun adı ideolojik olarak Kemalizm’dir. Sistem olarak soliderizmdir. Ve siyasal olarak da üçüncü yol halk sektörü ve halkçılıktır.
Dolayısıyla bizim bugün üçüncü yolun üzerine çizerek altını çizerek ısrarla gündeme getirmemizin ve kendi arkadaşlarımızla tartışma gereği nedeni bugün Kemalist bir parti bir hareket akım ve oluşumun bulunmaması dolayısıyla bu söylediğimiz üçüncü yolun kurulamamasından dolayı ya Amerika’nın NATO’nun güdümünde ya da İngiltere’de iliş diyebileceğimiz Rusya İran Çin koridorunda iki arada bir derede sıkışması demektir. Bu yolu bu iki kutuplu iki çatışmalı alandan çıkmamız için bir tek çıkış yolumuz var. O da Kemalizm ve Kemalist bir halk hareketinin Kemalist bir cumhuriyetçi oluşumun ortaya çıkması ya da mevcut da bundan Cumhuriyet Halk Partisi’ni yeniden kurucu değerlerle kavuşturulması olacaktır diyebiliriz.

