Haydi gelin, bugün sizlerle Kurtuluş Savaşı’nın belki de en kritik ama en az belinen dönüm noktalarından birine gidelim. Atatürk’ün Hacı Bektaş ziyaretine. O ziyaret ki, gözlerden uzak kurulmuş ama bir o kadar da güçlü bir ittifakın doğuşuna sahne oldu.
Düşünsenize, yıl 1919, Mustafa Kemal Atatürk’ün önündeki en büyük soru, en büyük zorluk buydu işte. Her yanı işgal edilmiş bir ülke, umutlar tükenmiş. Peki, böyle bir ortamda birbirinden kopmuş bir toplumu nasıl tek bir yumruk yapacaksınız? Nasıl tek bir amaç uğruna birleştireceksiniz? Çünkü biliyordu ki, milli mücadelenin kaderi sadece cephelerde askerlerin başarısıyla çizilmeyecekti.
Asıl zafer, o bölünmüş halkı bir araya getirip tek bir yürek haline getirebilmekteydi. İşte bu planın ne kadar dahici olduğunu anlamak için, önce bir gözlerimizi kapatıp 1919 Anadolu’suna gitmemiz lazım. O günlerin havasını, o çalkantıyı, o zorlukları bir hissetmemiz gerek.
Yani olay sadece asker toplamak, ordu kurmak falan değil. Asıl mesele, asıl savaş halkın gönlünü kazanmaktı. Kalbini ve aklını bu davaya inandırmaktı.
Ve işte bu gönül savaşının en önemli cephelerinden biri, Anadolu’nun sosyal dokusunda çok ama çok kilit bir jöne sahip olan Alevi Bektaşi topluluğudur. Bakın, bu telgraf çok önemli. Çünkü bizde bütün olayın perde arkasını gösteriyor aslında.
Atatürk’ün Hacı Bektaş’a gitmesinden aylar öncesinden bahsediyoruz. Yani bu ziyaret, öyle yolda hadi bir uğrayalım denilerek verilmiş anlık bir karar değil. Tam aksine, en başından ilmek ilmek dokunmuş bilinçli ve uzun vadeli bir stratejinin ilk adımı.
Peki, bu stratejik plan nasıl hayata geçti? Gelin şimdi hep birlikte Sivas’tan Ankara’ya uzanan o meşakkatli yolda, bu planın nasıl tarihi bir buluşmaya dönüştüğüne tanıklık edelim. Onları karşılayan isimler de bu ziyaretin önemini gözler önüne seriyor zaten. Kimler var? Topluluğun en saygın liderlerinden Cemalettin Çelebi, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın post nişini, yani manevi önderi Salih Niyazi Dedebaba.
Yani bu karşılama bile aslında başlı başına bir mesaj. Henüz tek kelime edilmeden bu ziyaretin farkındayız ve bizim için çok önemli demenin bir yoluydu. O akşamki kritik görüşme işte bu evde, Cemalettin Çelebi’nin evinde yapıldı.
Ki bu ev, bugün Hacı Bektaş’a giderseniz Atatürk Evi Müzesi olarak ziyaret edebileceğiniz yer. Düşünün, bu evin duvarları birazdan duyacağınız o tarihi sohbete, bir milletin kaderini değiştirecek o sözlere tanıklık edecek. İşte o evin içinde, belki de bir gaz lambasının loş ışığı altında, tarihi şekillendirecek o konuşma başladı.
Bu konuşma sadece bir ittifakı mühürlemeyecekti, aynı zamanda gelecekteki Türkiye Cumhuriyeti’nin de temelli. Ve sohbetin bir noktasında Cemalettin Çelebi, Mustafa Kemal’e öyle bir soru soruyor ki, bu soru sadece o anki savaşla, düşmanı yurttan atmakla ilgili değil. Çok daha ötesiyle ilgili.
Yeni kurulacak devletin ruhuyla, şekliyle ilgili. Bu inanılmaz bir güven göstergesi oldu. İşte o an, o an, her şeyin değiştiği an.
Cemalettin Çelebi’nin o cesur sorusu ve Atatürk’ün o tarihi cevabı. Düşünebiliyor musunuz? Cumhuriyet fikri daha ortada hiçbir şey yokken, ilk kez bir Anadolu lideriyle bir sır olarak paylaşılıyor. Bu sadece bir cevap değil, ortak bir vizyonun, sarsılmaz bir güvenin ilanıydı.
İşte bu sır, aralarında paylaşılan bu büyük sır, artık onların kırılmaz bağının, ittifakının temeli olacaktı. O mühür artık bulunmuştu. Atatürk’ün bu samimi ve tarihi cevabıyla birlikte, Alevi Bektaşi topluluğu tüm gücüyle, hem maddi hem de manevi olarak, koşulsuz şartsız milli mücadelenin yanında yerini almıştı.
Ve bu destek lafta kalmadı tabii ki, hemen somut adımlara dönüştü. Neler oldu? Davaya tam bir manevi destek verildi, çok önemli maddi ve finansal yardımlar yapıldı ve en önemlisi, Alevi Bektaşi liderleri ve onlara gelin veren binlerce insan, vatan için kuvaye milli hesaplarına katıldı. Bu, o zorlu yolda mücadeleye katılan inanılmaz bir güçtü.
Bu söz o kadar güzel özetliyor ki durumu. Yüzyıllar önce, Hacı Bektaş velinin yaktığı o aydınlanma meşalesi, o çera, sanki Hacı Bektaş da o gece, Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından, yeniden daha gür bir şekilde yakılmıştı. Peki, Hacı Bektaş da o gece yakılan bu ateşin mirası ne oldu? Sadece tarihin tozlu sayfalarında kalan bir anı mı? Kesinlikle hayır.
Bu tarihi ziyaret, bugün bile Hacı Bektaş da büyük bir gururla, büyük bir coşkuyla anılmaya ve yaşatılmaya devam ediyor.

